Çok ama çok uzun zamandır,birkaç saatte okuyabileceğim,beni böylesine derinden etkileyecek bir kitapla karşılaşmamıştım. İyi ki tanıştık diyebilirim,sevgili gürgen dalım.. Nasıl da içimi okşadın,küçükken hemen büyüme isteğinle sonra da pişman oluşunla. Kitapta İnsanoğlunun,yaşamındaki en kıymetli şeyleri;ağaçları,bitkileri,kuşları,böcekleri kısaca kendinden olmayıp da asıl dünyaya sahip olan canlılara karşı vahşice tutumunu anlatıyor. Bir ağacın,meraklı halleriyle başlıyor her şey.. Ve en sevdiğim yer “Cepheler,bütün acımasızlıklarıyla insanoğlunun içindeydi.Toprağı titrete titrete yürüyen tanklar,art arda gümbürdeyen toplar ve durup dinlenmeden kurşun kusan tüfekler insanoğlunun içindeydi.Hatta,henüz icat edilmemiş silahlar da insanoğlunun içindeydi.Yani,insan bir savaş alanıydı.Ceket,gömlek,pantolon ya da etek giymiş.kravat takmış,tıraş olmuş,kokular sürmüş bir savaş alanı.Gülümseyen bir savaş alanı.Öpen,hatta okşayan,konuşan,susan,çiçekler alıp çiçekler veren bir savaş alanı. Peki bir barış bahçesi olamaz mıydı aynı insan? Şöyle,güllerin kuş cıvıltılarına, kuş cıvıltılarının güllere karıştığı,mutlu yüzlerle dolu rengarenk bir barış bahçesi?
hoşçakal gürgen dalım..Seni seviyorum..