Paulo Coelho Simyacı'dan da anladığım kadar harika bir gözlemci, betimleyici ve anlatıcı. Aynı zamanda tam bir varoluşçu. Veronika ölmek istiyor' u tek bir cümleyle anlatılacak olursak, evet, tam bir varoluşu anlatıyor. Varolmak nedir,ben var mıyım, yeterince var mıyım, var olmayı hak ediyor muyum?
İlk cümlesi bir anda tüm kitabı bitirmenizi sağlıyor. Deliliği ve aklı,özgürlüğü ve tutsaklığı ne de güzel ele almış. Bu cümleleri ben kursam bu kadar içime siner. İnsanların kaçınmak için didindiği bir yığın gerçek, ardı sıra doluyor beyninize. İlkin Veronika olmak istiyorsunuz sonraları Zedka, Mari, Edouard. Sonunda ben deli miyim, neyim? diyor, deli olarak anılmak için can atarken buluyorsunuz kendinizi. Yaşamak için neden arayanlara önerilir.
McManus iyi bir polisiye yazarı olabilirmiş. Ancak bu kadar sonunu klişeleştirmeseydi. Gerçekten sonuna kadar hem karakterler hem olaylar hakkında fikir sahibi olacağım bir roman okurken büyük bir hayal kırıklığı yaşadım; hani bir tünelde mahsur kalırsınız daha sonra tünelin sonunda bir ışık görüp mutlulukla yaklaşırsınız. Sonra o ışığın sizi sandığınız kadar güvenli bir yere götürmediğini görürsünüz. İşte öyle bir kırgınlık..Ama ilerleyiş ve dil bakımından oldukça sürükleyiciydi, finali de tatmin etseydi keşke.
Kitabı okuduğum gün anlamlı bir duvar yazısına denk gelmiştim.
"Dışınızın güzelliği içinizi mahvetmiş..." bir kitabı bu kadar güzel özetleyen başka bir kelime daha olamaz.
"...yeryüzündeki hiçbir şey insan ruhuna hiçlik kadar baskı yapmaz." cümlesinin doğruluğuyla gönlüme taht kuran, beni Zweig'in kelimelerinin ahengiyle buluşturan güzel kitap...