"Çocuk sorabilir: "Dünyanın hikâyesi ne?" Yetişkin bir adam veya kadın merak edebilir: "Dünya nereye gidecek? Sonu nasıl bitecek, bu arada, yeri gelmişken, hikâye neydi?" [s.453]
İnsanlığın hikâyesi neydi? İyiliğin ve kötülüğün kıskacında kalmış bir metafor muyduk sadece yoksa Adem ile Havva'nın laneti miydik? İyilik ve kötülük üzerine var olmuş bir dünyanın, tohumu Adem ile Havva olan devasa bir ağacın meyvesi yani insanoğlunun hikâyesi. Evet, kendi hikayemiz.
Neyiz biz? Etten ve kemikten meydana gelmiş, düşünebilme yetisine sahip ve sadece iyilik ve kötülük argümanlarına göre nitelendirilmeye lâyık yaratıklarız. Peki, sahiden iyi miyiz?
"..Havva gebe kalıp Kabil'i doğurdu; ve: Rabbin yardımıyla bir adam kazandım, dedi. [...] Ve yine kardeşi Habil'i doğurdu. Ve Habil koyun çobanı oldu, fakat Kabil çiftçi oldu. [...] Ve Rab Habil'e ve onun takdimesine baktı; fakat Kabil'e ve onun takdimesine bakmadı. [...] Ve Kabil çok öfkelendi, ve çehresini astı. [...] Ve vaki oldu ki; kırda oldukları zaman, Kabil, kardeşi Habil'e karşı kalktı, ve onu öldürdü." [s.294-295]
Kabil, kardeşi Habil'i öldürdü! Böylece insanoğlunun kanında dolaşan öfkenin, hırsın ve kıskançlığın ilk dürtüleri fiilen kendini göstermiş oldu.
Habil iyiliği, Kabil ise kötülüğü temsil eder. Peki Tanrının yazgısı bu muydu? Hem Habil hem de Kabil neleri varsa verdi ancak Tanrı Habil'i kabul etmiş ve Kabil'i reddetmiştir. Bu adaletsiz bir seçim miydi yoksa hikâyemizin başlangıcı mı?
"Ve Rab Kabil'e dedi: Niçin öfkelendin? Ve niçin çehreni astın? Eğer iyi davranırsan, seni kabul etmeyecek miyim? Ve eğer iyi davranmazsan, günah kapıda pusuya yatmıştır; ve onun istediği sensin; fakat sen ona hükmedeceksin." [s.295]
Timşel! (Günaha hükmedebilirsin!)
İşte Kabil'in hikayesi tam da burada başlıyor. Aslında seçim