Abdullah Apuhan

Abdullah Apuhan
@Abdullah1907
Yürek pür gam, gözüm pür nem, Muhibbi'yim, hoş halim!

Abdullah Apuhan

, bir kitap okudu
Puan vermedi·187 syf.··
2018 2. kitabı
Fyodor Dostoyevski
7.6/10 · 88,6bin okunma
Reklam
Puan vermedi·187 syf.··
2018 2. kitabı
Suç ve ceza ile birlikte yazarın okuduğum ikinci kitabı.Genel hatlarıyla yazarın biyografisi ele alındığı zaman "Suç ve Ceza" kitabı kadar ön plana çıkmamış olsa da Kumarbaz;insan psikolojisi ile nefis tahliler içeren değerli klasiklerden biridir.Aslında kitabın yazılışının ayri bir hikayesi vardır.Gerçekten bu hikayeyi de okuyunca Dostoyevski' nin ne kadar büyük ve değerli bir yazar olduğunu tekrardan anlamış oldum. Kitabın baş kahramanı Aleksi Ivanoviçtir,kitap onun ağzından anlatılır.Generalin gururlu kızı Polina' ya aşıktır.Kısaca özetlemek gerekirse; onun insanlarla olan başarısız ilişkilerini ve kumara olan düşkünlüğünü anlatır.Kitabı okurken sizde Aleksi ivanoviç gibi rulet masasının başında kazanmanın verdiği hazzın doruklarına ulaşacak ve kendinizi bir kumarbaz gibi hissedeksiniz.Şimdiden keyifli okumalar..
Edebiyat
KumarbazFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202388,6bin okunma

Abdullah Apuhan

, bir kitap okudu
8/10
·318 syf.·
6 günde okudu
·
2018 1. kitabı
Amin Maalouf
8.2/10 · 74,8bin okunma
Huzurevinden Mektup Var
Buz gibi odalarla dolu kocaman binalar diktiler ülkeme. İçine ömürlerinin son demlerinde olan anneleri, babaları doldurdular. Adına huzur evi dediler. Oysa huzur hiç uğramadı oraya. Eskiden yaşlılarımızı kapatmazdık başka yerlere. Onların yüzü suyu hürmetine belalar def oluyor der, onları nimet bilirdik. Boyunlarını bükük bırakmazdık. Dışarıdan huzurlu gibi görünen, bu sessiz sakin binalarda, ne fırtınalar kopuyor kimbilir. Kaç anne anlatmak, haykırmak istedi duygularını, kaç anne yazmak istedi bilinmez. O annelerin adına yazdım bu satırları. Bu mektup huzursuz odalardaki yüreği yorgun annelerin sessiz çığlıklarıdır…. Takvime baktım da 5 sene olmuş buraya geleli. Nasıl geçti o 5 sene bir de bana sor. Çok bakmıyorum takvimlere. İçim sıkılıyor, zaman geçmiyor. Eskiden su gibi akıp geçiyor zaman derdim. Şimdi öyle düşünmüyorum. Demek insan mutluyken çabuk geçermiş zaman. Hapishanedekileri şimdi daha iyi anlıyorum. Beni buraya bıraktığın gün anneler günüydü hatırlıyor musun? O günden beri anneler günü denen gün benim için daha da bir anlamsızlaştı. Her sene bugün anne olmak ayrı bir acı veriyor bana… Sen küçük bir çocuktun daha. Hiç bir yere bırakmazdım ben seni, öyle savunmasız, öyle masumdun ki, kimselere güvenip yollamazdım. Yanımdan hiç ayırmazdım. Şimdi beni nasıl olupta tanımadığın insanlara teslim ettiğini düşünüyorum. Gözden çıkarılmış eski bir eşya gibi hissediyorum kendimi. Yıpranmış, işe yaramaz. Kırgınlık mı? Belki, kırgınım biraz… Geçen gün eski komşumuz Mevlüde teyzenin kızı Şükran geldi. Yolda görmüş seni. “Neden bıraktın anneni” diye sormuş sana. “Kendisi istedi” demişsin. “Maaşıda var bakıyorlar, yeri sıcak, her işi görülüyor içim rahat” demişsin. Kendim istemiştim evet, bazen naz yapma kabilinden ” Yaşlanınca huzurevine gönderin beni, kimseye yük olmak
"Bir yeri terk ettiğimizde orada bizden bir şeyler kalır. Gitmiş olsak da orada kalırız. Ve içimizde bazı şeyler vardır ki sadece oraya dönerek bulabiliriz. Çok kısa bir süreliğine de olsa hayatımıza sahnelik eden bir yere gittiğimizde ruhumuza yolculuk ederiz. Ama kendimize ettiğimiz bu yolculukta, kendi yalnızlığımızla yüzleşmemiz gerekir. Ve yaptığımız her şey yalnızlık korkusundan yapılmıyor mu zaten? Hayatımız son bulurken pişman olacağımız onca şeyden vazgeçme sebebimiz bu değil mi?" (Lizbon'a GeceTreni)