İlk göz göze geldiğimiz günkü elbiseni çıkar sandıktan,
giyin, kuşan
benze bahar ağaçlarına ...
Hapisten
mektubun içinde yolladığım karanfili tak saçlarına,
kaldır, öpülesi çizgilerle kırışık beyaz, geniş alnını,
böyle bir günde yılgın ve kederli değil,
ne münasebet,
böyle bir günde bir isyan bayrağı gibi güzel olmalı Nazım Hikmetin
kadını ...
...
Kara haberler geliyor uzaktaki şehrimden:
namuslu, çalışkan, fakir insanların şehri -
sahici İstanbulum,
sevgilim, senin mekanın olan
ve nereye sürülsem, hangi hapiste yatsam
sırtımda, torbamın içinde götürdüğüm
ve evlat acısı gibi yüreğimde,
senin hayalin gibi gözlerimde taşıdığım şehir ...
Uzaktaki şehrimin damlan üzerinden
ve Marmara denizinin dibinden geçip
sonbahar topraklarını aşarak
olgun ve ıslak
geldi sesın.
Bu, üç dakikalık bir zamandı.
Sonra, telefon simsiyah kapandı ...
Itır saksısında artan koku,
denizlerde uğultular
ve işte dolgun bulutlan ve akıllı toprağıyla sonbahar ...
Sevgilim,
yaş kemalini buldu.
Bana öyle gelir ki
belki bin yıllık bir ömrün macerası geçti başımızdan.
Ama biz hala
güneşin altında el ele yalnayak koşan
hayran gözlü çocuk.lanz ...