O gün, insanlar derin bir sapkınlık içine düşmüşlerdi. Sapkınlığın dibine, günahın zirvesine ulaşmışlardı. Kötülük, her yanlarını kuşatıp sarmıştı da gün gibi apaçık olmasına rağmen hakikati göremez olmuşlardı. Oysa onlar, din, ilim ve ahlak sahibiydiler. İnsanların doğru yola erişmesini en çok isteyen onlardı. İyiliği en çok seven, düşünce bakımından en derin, işlerin inceliklerinin peşine düşmede en mahir olan onlardı. Kavimlerini en çok sevenler, ülkelerine en çok bağlı olanlar, dinlerine en çok düşkün olanlar onlardı. Hamiyet, cesaret ve özveri onlardaydı. Ancak, dinlerine olan bağlılıkları, onları sapkınlıktan kurtarmadı, akılları, onları hatadan korumadı ve samimiyetleri, onları iyiliğe götürmedi. İşlerini hep danışarak yapsalar da meclisleri onları doğru yoldan çıkardı. Romalı hâkimler bir düzene sahiptiler ancak bu düzen, onları hayal kırıklığına uğrattı.