Kaç defa daha nefes alabileceğini sayabiliyor musun?
Kalbinin hangi atışının son çarpıntı olacağını biliyor musun?
Ölümün ayak seslerini duymazdan gelerek nereye kaçabileceğini sanıyorsun?
Söyle bana:
Çürümeye başlayan etini hangi dostun yerine koyacak?
Kefenin içinde boğulurken kimin eli göğsüne dokunacak?
Toprak ciğerine dolarken, sana hava verecek bir insan var mı?
Neden hala insanların sözlerine sarılıyorsun?
Onlar senin ardından bir gün yas tutar, ikinci gün unutur, üçüncü gün hayatına devam eder.
Sen karanlığın içinde sessizce çözülürken, onlar sofralarında kahkahalar atacak.
Senin adını dudaklarda tükürük kuruyana kadar anacaklar, sonra başka isimlere dönecekler.
Senin mezarının üstünden otlar bitecek, senin ismin hafızalardan silinecek.
Ve sen, hâlâ çürürken, hala hesap verirken, hala sorgulanırken… kimse geri dönmeyecek.
O halde cevap ver:
Ölüm seni boğazından yakaladığında, seni gerçekten kurtaracak bir tek insan gösterebilir misin?
Sevin, sevilin… Elinizdekilerin kıymetini bilin. Çünkü insanın yanında oturan bir dost, bir kardeş, bir anne ya da baba, ertesi gün sessiz bir mezar taşına dönüşebilir. İçinizde içinizi çizen, yıllardır söyleyemediğiniz o sözleri, dertleri içinize gömmeyin. Söyleyin, yüzleşin, helalleşin. Çünkü toprak kapandığında, insanın elinde kalan tek şey vicdandır; o da alınmamış helalliklerin, yarım bırakılmış cümlelerin yükünü taşır.
Hayat, ertelediklerimizin hesabını sorar. Bir gün dönüp de “keşke” dememek için bugün arayın, selam verin, gönül alın. Çünkü en ağır azap kabirde değil, yaşayanın yüreğinde başlar: konuşulmamış sözlerin, gecikmiş vedaların, kaybolmuş helalliklerin sessiz sızısında.