Bir zamanlar ruhumda derin acılar vardı; hâlim pek iyi değildi. O vakitlerde bu kitaplarla tanıştığımda, elbette ki başlangıçta büyük zorluklar yaşadım. Özellikle mantık, kelâm, felsefe ve matematik gibi alanlarda yazılmış eserleri okumayı, bu metinler arasında korelasyon kurmayı ve metaforlar üretmeyi pek severim. Neye, nasıl inandığımı ve neden tercih ettiğimi sorgulayan, biraz da şüpheci bir hayat tarzım vardı.
Bu risaleleri bir süre okumayı bırakmıştım. O vakitlerde birkaç kez rüyalarım da bu risaleleri gördüm; elimde tutuyor, bir şeyler okuyordum. Ancak pek aldırış etmeyerek hayatıma devam ettim. Yine de içimde bir huzursuzluk vardı; o his bir türlü geçmiyordu. Zaman geçti ve bu risaleleri yeniden görmeye başladım(İşârâtü’l – İ’caz ). İşte o dönemde bir arkadaşım, beni rüyasında görmüş. Bediüzzaman’ın masasının etrafında oturuyormuşuz ve kendisi bana ders anlatıyormuş. Fakat ders anlatırken yüzünde derin bir endişe varmış. Bana izahlar yaparken gözlerini üzerimden ayırmadan, endişeli bir şekilde bakıyormuş.
Rüyanın devamında, “Sana bir şey söyleyeceğim,” demiş. Yavaş yavaş, heceleyerek şu kelimeleri söylemiş: “Uyandığında korkacaksın... U-yan-dı-ğın-da kor-ka-cak-sın...” Bu durum biraz garip gelebilir; fakat rüyanın devamında yüzüm ve ağzım yapraklarla dolmuştu. O kadar çok dolmuştu ki, üfleyerek ağzımdaki yaprakları çıkarmaya çalışıyordum. Arkadaşım bu rüyayı sabahleyin bana anlattı. İşte o gün, bu risaleleri tekrar okumaya başladım.
Okurken her zaman izahlı okurum; kendi çapımda tefsir yapmaya çalışırım. O günden itibaren içimdeki kötü hisler tamamen yok oldu ve okumaya daha çok meylettim. Şimdi farklı kitaplar da okuyorum; Kur’ân-ı Kerîm’i, hadisleri inceliyorum, açıklamalarını ve izahlarını dikkatle takip ediyorum. Lâkin Üstad’ın risaleleri ve Kur’ân’a dair