Vifak yerine nifak, ittifak yerine ihtilaf oldular. Aynı idealin etrafında kenetlenmesi gerekenler, birbirine sırt çevirdi; aynı hakikatin yolcusu olanlar, yol ayrımında birbirine düşman kesildi. Hâlbuki onları bir arada tutacak olan, sayılarının çokluğu ya da maddi güçleri değil, içlerindeki ihlastı. O ihlas ki, bir toplumu çelikten daha sağlam kılar; bir milleti, tarih sahnesinde yükselten en güçlü harçtır.
Oysa ihlası terk edenler, kendi içlerinde çürümeye mahkûmdur. Çünkü ihlas, yalnızca bireysel bir erdem değil, toplumun ruhunu besleyen en temel unsurdur. İhlas, bir milletin yüreğindeki samimiyettir; insanların birbirine duyduğu güven, bir davaya adanmışlık ve menfaatten sıyrılmış sadakattir. Eğer bir toplum, ihlası kaybederse, maddi gücü ne kadar büyük olursa olsun çökmeye mahkûmdur. Tıpkı kökleri kuruyan bir ağacın devrilmesi gibi…
Güçlü olanlar, yalnızca ellerindeki imkanlarla değil, içlerindeki sarsılmaz sadakatle güçlüdürler. Onları yenilmez kılan, birbirine olan güvenleridir; menfaatleri değil, ortak bir hakikate duydukları inançtır. Bu yüzden ihtilafla zayıflayanlar, düşmanın darbelerine gerek kalmadan çökerler. Çünkü iç çekişmeler, en büyük yıkımı beraberinde getirir. Kardeşin kardeşi vurduğu yerde, dışarıdan bir saldırıya bile lüzum kalmaz.
Asıl felaket, düşmanın güçlü olması değil, insanın kendi gücünü tüketmesidir. Bir toplumu ayakta tutan şey, yalnızca askerleri ya da ekonomisi değildir; onu diri kılan, ihlasla yoğrulmuş bir inanç, ortak bir mefkûreye olan bağlılıktır. Eğer o ihlas yitirilirse, geriye kalan yalnızca kuru bir kalabalık olur—birlik olmaktan çıkmış, çözülmeye yüz tutmuş bir yığın.
Kurtuluş, yeniden ihlasa sarılmaktır. Menfaat yerine fedakârlığı, bencillik yerine samimiyeti, geçici çıkarlar yerine kalıcı doğruları tercih etmektir. Bir