Abstractist

Gerçek kulluk ve ihlas sahibi bir insan, ölümü düşündüğünde yalnızca kendisini değil, başkalarını da düşünür ve onların da bu gerçeğe hazırlanmasını ister. Dünyanın geçiciliğini (fena ve zeval) fark ettiğinde, bunu sadece kendi hayatıyla sınırlı bir kayıp olarak görmez, aksine bu bilinçle daha büyük bir hizmet anlayışına yönelir. Kendi menfaatini ve rahatını düşünmeden, zorluklara ve hizmet sorumluluklarına katlanır. Ancak, iş ücret ve makam gibi dünyevi kazanımlara geldiğinde, nefsi öne çıkarmak ve bencilce bir talepte bulunmak, insanın en büyük düşmanı olan nefs-i emmarenin (insanı kötülüğe sevk eden nefis) gereğidir. Metnin devamında, gerçek arınma ve nefis terbiyesinin, bu hatalı yaklaşımın tam tersi olduğu belirtilir. Gerçek nefis terbiyesi, huzur ve rahatlık içinde nefsini unutmayıp, ancak ölüm ve hizmet anlarında nefsini hatırlamaktır. Yani insan nefsini arzu ve ihtiras anlarında unutursa, bu tehlikeli bir gaflettir; ancak ölüm gibi ciddiyet gerektiren konularda ve hizmet ederken nefsini hatırlaması gerekir. Bu çerçevede, insanın nefsiyle doğru ilişkisi, arzularına ve rahatına düşkün olduğu anlarda nefsini unutması, ama ölümün gerçekliği ve hizmet sorumluluğu gibi konularda ise nefsini hesaba katmasıdır. Bunun tersini yapmak, yani ihtiras ve rahatlık anlarında nefsini öne çıkarmak, hizmet ve fedakârlık anlarında ise nefsini unutmak büyük bir hatadır.

Abstractist

@Abstractist
·
dersini verdiği gibi: Kendini unutmuş, kendinden haberi yok. Mevti düşünse, başkasına verir. Fena ve zevali görse, kendine almaz ve külfet ve hizmet makamında nefsini unutmak, fakat ahz-ı ücret ve istifade-i huzuzat makamında nefsini düşünmek, şiddetle iltizam etmek, nefs-i emmarenin muktezasıdır. Şu makamda tezkiyesi, tathiri, terbiyesi; şu halin aksidir. Yani nisyan-ı nefs içinde nisyan etmemek. Yani huzuzat ve ihtirasatta unutmak ve mevtte ve hizmette düşünmek.
Sayfa 88·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
dersini verdiği gibi: Kendini unutmuş, kendinden haberi yok. Mevti düşünse, başkasına verir. Fena ve zevali görse, kendine almaz ve külfet ve hizmet makamında nefsini unutmak, fakat ahz-ı ücret ve istifade-i huzuzat makamında nefsini düşünmek, şiddetle iltizam etmek, nefs-i emmarenin muktezasıdır. Şu makamda tezkiyesi, tathiri, terbiyesi; şu halin aksidir. Yani nisyan-ı nefs içinde nisyan etmemek. Yani huzuzat ve ihtirasatta unutmak ve mevtte ve hizmette düşünmek.
Sayfa 88·Kitabı okudu
Çok Sözlerde isbat edildiği gibi ve İmam-ı Gazalî, İmam-ı Rabbanî gibi muhakkikîn-i ehl-i tarîkat derler ki: "Bir tek Sünnet-i Seniyeye ittiba' noktasında hasıl olan makbuliyet, yüz âdâb ve nevafil-i hususiyeden gelemez. Bir farz, bin Sünnete müreccah olduğu gibi; bir Sünnet-i Seniye dahi, bin âdâb-ı tasavvufa müreccahtır." demişler.
Sayfa 77·Kitabı okudu
Bu metinde, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) yolundan ve onun öğretilerinden ayrılarak hakikate erişmenin imkânsızlığı vurgulanmaktadır. Hz. Peygamber’in, tüm insanlığa gönderilen son peygamber olması sebebiyle, gerçek manevi olgunluğa ve hakikate ulaşmak isteyen herkesin mutlaka onun belirlediği yoldan gitmesi gerektiği belirtilir. Tasavvufta bazı manevi haller ve duygular (latifeler) vardır ki, bu latifeler kişinin akıl ve iradesini geçici olarak kontrol altına alabilir. Böyle durumlarda kişi, istemeden şeriatın bazı kurallarına aykırı hareket edebilir ve o özel durum için mazur sayılabilir. Ancak bunun önemli bir şartı vardır: Kişi, şeriatı inkâr etmemeli, onu hafife almamalı ve küçümsememelidir. Bu kuralların hak olduğunu kalben kabul etmek şarttır. Aksi durumda, kişi manevi açıdan hangi makamda olursa olsun, ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya kalır ve iman esasları ile şeriata karşı inkâr veya hafife alma durumu ortaya çıkar ki, bu da kişinin manevi açıdan büyük bir düşüşe ve manevi felakete sürüklenmesine yol açar.

Abstractist

@Abstractist
·
Madem Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Hâtem-ül Enbiya'dır ve umum nev'-i beşer namına muhatab-ı İlahîdir; elbette nev'-i beşer, onun caddesi haricinde gidemez ve bayrağı altında bulunmak zarurîdir. Ve madem ehl-i cezbe ve ehl-i istiğrak, muhalefetlerinden mes'ul olamazlar; ve madem insanda bazı letaif var ki, teklif altına giremez; o latife hâkim olduğu vakit, tekâlif-i şer'iyeye muhalefetiyle mes'ul tutulmaz; ve madem insanda bazı letaif var ki, teklif altına girmediği gibi, ihtiyar altına da girmez; hattâ aklın tedbiri altına da girmez, o latife, kalbi ve aklı dinlemez; elbette o latife bir insanda hâkim olduğu zaman -fakat o zamana mahsus olarak- o zât, şeriata muhalefette velayet derecesinden sukut etmez, mazur sayılır. Fakat bir şartla ki, hakaik-i şeriata ve kavaid-i imaniyeye karşı bir inkâr, bir tezyif, bir istihfaf olmasın. Ahkâmı yapmasa da, ahkâmı hak bilmek gerektir. Yoksa o hale mağlub olup, neûzü billah, o hakaik-ı muhkemeye karşı inkâr ve tekzibi işmam edecek bir vaziyet, alâmet-i sukuttur!
Sayfa 73·Kitabı okudu
Madem Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Hâtem-ül Enbiya'dır ve umum nev'-i beşer namına muhatab-ı İlahîdir; elbette nev'-i beşer, onun caddesi haricinde gidemez ve bayrağı altında bulunmak zarurîdir. Ve madem ehl-i cezbe ve ehl-i istiğrak, muhalefetlerinden mes'ul olamazlar; ve madem insanda bazı letaif var ki, teklif altına giremez; o latife hâkim olduğu vakit, tekâlif-i şer'iyeye muhalefetiyle mes'ul tutulmaz; ve madem insanda bazı letaif var ki, teklif altına girmediği gibi, ihtiyar altına da girmez; hattâ aklın tedbiri altına da girmez, o latife, kalbi ve aklı dinlemez; elbette o latife bir insanda hâkim olduğu zaman -fakat o zamana mahsus olarak- o zât, şeriata muhalefette velayet derecesinden sukut etmez, mazur sayılır. Fakat bir şartla ki, hakaik-i şeriata ve kavaid-i imaniyeye karşı bir inkâr, bir tezyif, bir istihfaf olmasın. Ahkâmı yapmasa da, ahkâmı hak bilmek gerektir. Yoksa o hale mağlub olup, neûzü billah, o hakaik-ı muhkemeye karşı inkâr ve tekzibi işmam edecek bir vaziyet, alâmet-i sukuttur!
Sayfa 73·Kitabı okudu