Başarı, yalnızca benim çabamla olmaz; Allah'ın yardımı olmadan ne kadar uğraşırsam uğraşayım eksik kalırım. Hayat bana bunu öğretti. Düştüm, kalktım, aradım, kayboldum… Sonunda anladım ki dünya, sadece görünenlerden ibaret değil. İbn Sina gibi aklıma sarıldım, ilmi yoluma ışık yaptım. Ama yetmedi… Çünkü sadece akıl yetmezmiş, ruh da istermiş hakikati. O zaman Gazali’nin peşine düştüm, kalbimi dinledim. Ve gördüm ki akıl tek başına pusula değil, ancak hikmetle yön bulurmuş.
Ama bu dünya boş bir hayal de değil… Cezeri gibi ellerimi kullanmayı öğrendim. Çünkü ilim, hayata dokunmalıydı; sadece düşünmek değil, üretmek de gerekirdi. Sonra bir gün anladım ki dünya bana ait değil, ben dünyaya ait değilim. İbn Arabi’nin dediği gibi, varlık bir gölgeydi ve hakikat O'nda saklıydı.
Zorluklar karşıma çıktığında Farabi’nin sözlerini hatırladım: 'Gerçek saadet, erdemle ve ilimle mümkündür.' O zaman mücadele etmeye devam ettim. Dünyanın nimetleri geçiciydi, ama insanın ruhunda taşıdığı ilim ve erdem kalıcıydı. Mevlana gibi düşündüm: Eğer içimde bir ateş yanmazsa, dışarıda bir ışık göremem.
Ben dünyada değilim, çünkü bu dünya sadece görünenlerden ibaret değil. Hakikat, aklımda, kalbimde ve yaptıklarımda saklı. Düştüğümde kalkıyorum, kaybettiğimde öğreniyorum. Ve biliyorum ki mücadele etmezsem var olamam. Allah'ın izniyle, ilimle ve hikmetle yürüdüğüm sürece, bu hayat sadece bir imtihan değil, bir anlam arayışı olacak.