Abstractist

Nasılki uluhiyetinde ve saltanatında şeriki yoktur; "Allah" bir olur, müteaddid olamaz. Öyle de; rububiyetinde ve icraatında ve icadatında dahi şeriki yoktur. Bazan olur ki; sultan bir olur, saltanatında şeriki olmaz.. fakat icraatında, onun memurları onun şeriki sayılırlar ve onun huzuruna herkesin girmesine mani olurlar. "Bize de müracaat et" derler. Fakat Ezel, Ebed Sultanı olan Cenab-ı Hak, saltanatında şeriki olmadığı gibi; icraat-ı rububiyetinde dahi muinlere, şeriklere muhtaç değildir. Emr u iradesi, havl ü kuvveti olmazsa hiçbir şey, hiçbir şey'e müdahale edemez. Doğrudan doğruya herkes ona müracaat edebilir. Şeriki ve muini olmadığından, o müracaatçı adama "Yasaktır, onun huzuruna giremezsin" denilmez. İşte şu kelime, ruh-u beşer için şöyle bir müjde verir ki: İmanı elde eden ruh-u beşer; manisiz, müdahalesiz, hailsiz, mümanaatsız, her halinde, her arzusunda, her anda, her yerde o ezel ve ebed ve hazain-i rahmet mâliki ve defain-i saadet sahibi olan Cemil-i Zülcelal, Kadîr-i Zülkemal'in huzuruna girip, hacatını arzedebilir. Ve rahmetini bulup, kudretine istinad ederek, kemal-i ferah ve süruru kazanabilir. (Hakikat Nurları 32.sh - Risale-i Nur)
Sayfa 32·Kitabı okudu
Reklam
1. Zamanın ve Varlığın Çeşitliliği "Şu dünyada zamanın, fena ve zeval-i eşyadaki tesiratı gayet muhteliftir." Dünya hayatında zamanın etkisi, varlıkların yok oluşu (fena) ve sona ermesi (zeval) açısından farklılık gösterir. Yani zaman, her varlığa aynı şekilde tesir etmez. Bazı varlıklar çok hızlı bir şekilde değişirken, bazıları uzun süre varlığını sürdürebilir. Her varlık ve her kavram, zaman karşısında farklı bir duruş sergiler. Örneğin: Canlılar hızla yaşlanır ve ölür. Fikirler ve inançlar uzun süre hayatta kalabilir, hatta nesiller boyu etkisini sürdürebilir. Tabiat olayları ve evrenin yasaları zamanın etkisine karşı nispeten daha dirençlidir. Ruh ise bedenden farklı olarak zamanın tesirinden bağımsızdır ve yok olmaz. Zamanın varlıklar üzerindeki bu çok yönlü ve farklı etkileri, her şeyin kendi yapısına göre değişen bir fani ve bekaya tabi olduğunu gösterir. "Ve mevcudat ise mütedâhil daireler gibi birbiri içinde iken, hükümleri zeval noktasında ayrı ayrı oluyor." Burada anlatılan şey, varlıkların iç içe geçmiş bir düzen içinde bulunmasına rağmen, yok olma (zeval) açısından farklı hükümlere tabi olmasıdır. Mevcudat (varlıklar) tıpkı iç içe geçmiş çemberler (mütedâhil daireler) gibidir; ancak bu çemberler zamanın sona ermesi (zeval noktası) geldiğinde farklı şekillerde dağılır. Örneğin: Bir insanın bedeni fanidir ve ölür, ancak ruhu varlığını sürdürür. Bir çiçek solar ve yok olur, ancak onun tohumlarından yeni çiçekler meydana gelir. Bir fikir bir nesilde kaybolsa bile, bir başka nesilde yeniden filizlenebilir.

Abstractist

@Abstractist
·
Şu dünyada zamanın, fena ve zeval-i eşyadaki tesiratı gayet muhteliftir. Ve mevcudat ise mütedâhil daireler gibi birbiri içinde iken, hükümleri zeval noktasında ayrı ayrı oluyor. Nasılki saatin sâniyelerini sayan dairesi, dakikayı ve saati ve günleri sayan daireleri zahiren birbirine benzer, fakat sür'atte birbirine muhaliftir. Öyle de: İnsandaki cisim, nefis, kalb, ruh daireleri öyle mütefavittir. Meselâ: Cismin bekası, hayatı, vücudu; bulunduğu bir gün, belki bir saat olduğu ve mazi ve müstakbeli madum ve meyyit bulunduğu halde, kalbin hazır günden çok gün evvel, çok gün sonraki zamana kadar daire-i vücudu ve hayatı geniştir. Ruhun hazır günden seneler evvel ve seneler sonraki bir daire-i azîme, daire-i hayatına ve vücuduna dâhildir. İşte bu istidada binaen hayat-ı kalbî ve ruhîye medar olan marifet-i İlahiye ve muhabbet-i Rabbaniye ve ubudiyet-i Sübhaniye ve marziyat-ı Rahmaniye cihetiyle bu dünyadaki fâni ömür, bâki bir ömrü tazammun eder ve ebedî ve bâki bir ömrü intac eder ve bâki ve lâyemut bir ömür hükmüne geçer.
Sayfa 14·Kitabı okudu
Şu dünyada zamanın, fena ve zeval-i eşyadaki tesiratı gayet muhteliftir. Ve mevcudat ise mütedâhil daireler gibi birbiri içinde iken, hükümleri zeval noktasında ayrı ayrı oluyor. Nasılki saatin sâniyelerini sayan dairesi, dakikayı ve saati ve günleri sayan daireleri zahiren birbirine benzer, fakat sür'atte birbirine muhaliftir. Öyle de: İnsandaki cisim, nefis, kalb, ruh daireleri öyle mütefavittir. Meselâ: Cismin bekası, hayatı, vücudu; bulunduğu bir gün, belki bir saat olduğu ve mazi ve müstakbeli madum ve meyyit bulunduğu halde, kalbin hazır günden çok gün evvel, çok gün sonraki zamana kadar daire-i vücudu ve hayatı geniştir. Ruhun hazır günden seneler evvel ve seneler sonraki bir daire-i azîme, daire-i hayatına ve vücuduna dâhildir. İşte bu istidada binaen hayat-ı kalbî ve ruhîye medar olan marifet-i İlahiye ve muhabbet-i Rabbaniye ve ubudiyet-i Sübhaniye ve marziyat-ı Rahmaniye cihetiyle bu dünyadaki fâni ömür, bâki bir ömrü tazammun eder ve ebedî ve bâki bir ömrü intac eder ve bâki ve lâyemut bir ömür hükmüne geçer.
Sayfa 14·Kitabı okudu
İnsan, doğası gereği fani olanla yetinemez; varlığı anlamlandıran temel unsurlardan biri, kalıcılığı ve sürekliliği arayışıdır. Her ne kadar maddi dünya, gelip geçici hazlar sunsa da insanın içsel yapısı, bunların ötesinde bir tatmin arar. Bu tatmin, ancak bekaya (sonsuzluğa) ulaşmakla mümkün olabilir. İnsan, mükemmelliğe (kemalât), güzelliklere (lezzetlere) ve mutluluğa ancak kalıcılık kazandığında gerçek anlamını yükler. Zira fani olan, ne kadar değerli olursa olsun, sonluluğu nedeniyle eksik kalır. Bu yüzden insan, ebedi olanın peşinde koşar ve bekaya ulaşma arzusunu içinde taşır. Ancak sonsuzluk insana ait bir özellik değildir. Mutlak beka yalnızca Bâkî (Sonsuz ve Ölümsüz) olan Allah’a mahsustur. Evrende her şey fanidir, bir başlangıcı olduğu gibi bir sonu da vardır. Fakat Allah’ın isimleri ve sıfatları ebedidir. O’nun rahmeti, adaleti, kudreti ve diğer tüm sıfatları, zamanın ve mekânın ötesinde varlığını sürdürür. Bu durumda, insana düşen görev, fani olanın ötesine geçerek, Bâkî’ye yönelmektir. Çünkü insan, tek başına sonsuzluğa erişemez; ancak sonsuz olanla irtibat kurarak bir nevi bekaya mazhar olabilir. Varlık âleminde Allah’ın isimleri ve sıfatları birer âyine (ayna) gibi tecelli eder. İnsan da Allah’ın sıfatlarının bir yansımasıdır. Nasıl ki güneşin ışığı aynaya düştüğünde aynayı aydınlatır ve ona ışık verir, insan da Allah’ın isimlerinin yansımasını üzerinde taşıdığında, kendisine bir beka payı çıkarabilir. Mesela Allah’ın Rahîm (Merhametli) sıfatı insanda merhamet duygusuyla yansır; Adl (Adil) sıfatı, insanda adalet anlayışıyla belirir. İnsan, bu sıfatları ne kadar üzerinde taşırsa, o kadar Allah’a yaklaşır ve fani varlığı içinde sonsuz bir anlam kazanmaya başlar. İnsanın en temel görevi, fani ve geçici olana aldanmak yerine, Allah’a yönelmek ve O’nun

Abstractist

@Abstractist
·
Madem insan bekaya âşıktır, elbette bütün kemalâtı, lezzetleri, bekaya tâbi'dir. Ve madem beka, Bâki-i Zülcelal'e mahsustur ve madem Bâki'nin esması bâkiyedir ve madem Bâki'nin âyineleri Bâki'nin rengini, hükmünü alır ve bir nevi bekaya mazhar olur. Elbette insana en lâzım iş, en mühim vazife; o Bâki'ye karşı alâka peyda etmektir ve esmasına yapışmaktır. Çünki Bâki yoluna sarfolunan herşey, bir nevi bekaya mazhar olur.
Sayfa 13·Kitabı okudu
Madem insan bekaya âşıktır, elbette bütün kemalâtı, lezzetleri, bekaya tâbi'dir. Ve madem beka, Bâki-i Zülcelal'e mahsustur ve madem Bâki'nin esması bâkiyedir ve madem Bâki'nin âyineleri Bâki'nin rengini, hükmünü alır ve bir nevi bekaya mazhar olur. Elbette insana en lâzım iş, en mühim vazife; o Bâki'ye karşı alâka peyda etmektir ve esmasına yapışmaktır. Çünki Bâki yoluna sarfolunan herşey, bir nevi bekaya mazhar olur.
Sayfa 13·Kitabı okudu
Reklam