İnsan, doğası gereği fani olanla yetinemez; varlığı anlamlandıran temel unsurlardan biri, kalıcılığı ve sürekliliği arayışıdır. Her ne kadar maddi dünya, gelip geçici hazlar sunsa da insanın içsel yapısı, bunların ötesinde bir tatmin arar. Bu tatmin, ancak bekaya (sonsuzluğa) ulaşmakla mümkün olabilir. İnsan, mükemmelliğe (kemalât), güzelliklere (lezzetlere) ve mutluluğa ancak kalıcılık kazandığında gerçek anlamını yükler. Zira fani olan, ne kadar değerli olursa olsun, sonluluğu nedeniyle eksik kalır. Bu yüzden insan, ebedi olanın peşinde koşar ve bekaya ulaşma arzusunu içinde taşır.
Ancak sonsuzluk insana ait bir özellik değildir. Mutlak beka yalnızca Bâkî (Sonsuz ve Ölümsüz) olan Allah’a mahsustur. Evrende her şey fanidir, bir başlangıcı olduğu gibi bir sonu da vardır. Fakat Allah’ın isimleri ve sıfatları ebedidir. O’nun rahmeti, adaleti, kudreti ve diğer tüm sıfatları, zamanın ve mekânın ötesinde varlığını sürdürür. Bu durumda, insana düşen görev, fani olanın ötesine geçerek, Bâkî’ye yönelmektir. Çünkü insan, tek başına sonsuzluğa erişemez; ancak sonsuz olanla irtibat kurarak bir nevi bekaya mazhar olabilir.
Varlık âleminde Allah’ın isimleri ve sıfatları birer âyine (ayna) gibi tecelli eder. İnsan da Allah’ın sıfatlarının bir yansımasıdır. Nasıl ki güneşin ışığı aynaya düştüğünde aynayı aydınlatır ve ona ışık verir, insan da Allah’ın isimlerinin yansımasını üzerinde taşıdığında, kendisine bir beka payı çıkarabilir. Mesela Allah’ın Rahîm (Merhametli) sıfatı insanda merhamet duygusuyla yansır; Adl (Adil) sıfatı, insanda adalet anlayışıyla belirir. İnsan, bu sıfatları ne kadar üzerinde taşırsa, o kadar Allah’a yaklaşır ve fani varlığı içinde sonsuz bir anlam kazanmaya başlar.
İnsanın en temel görevi, fani ve geçici olana aldanmak yerine, Allah’a yönelmek ve O’nun