Kargaşa. Anılacak günlerim olmadı mı benim? Ayaklarımın korkusuzca çiçeklendiği, silahıma yapışıp sabahın serinliğini beklediğim, kuzey gemileriyle sağır olduğum günler, sepet örmeyi unuttuğum günler olmadı mı? Ey geceyi ve kahverengi bir düzeni taşıyan ellerim! Yüzümün uğultusuyla şaşırtın beni. O karanlık ormanı yangına vurun. Çünkü ben de kaçarken ardımda kalanları yakıyorum. Ama iyi biliyorum yıldızları, ama yıldızların tanrıların da üstünde parladıklarını, anılacak günlerimin gitgide yokolduğunu biliyorum.
Kargaşa. Ve kolayca yıkılan inançlarım benim, benim en sağlam en dağınık ellerim. Sabahı nasıl tetikte bekliyorum. Şafakla damar damara seviştiğini görmek için bilgeliğin. Ve onarıyorum nasıl hızla kendi gücümü. Nasıl bir soylu boşluğa çılgınca kanayorum. Ey yangınlar artığı! Her yangından arta kalan bir şey, her yangından arta kalan gerçek şey
çoğalt beni.
Eskiden dostların sesi olurdu
Zorlukla beraber duyardık onu,
Uzakta kalmış hatta kalmamış
Pınarlar çiğdemler ispinozgiller
Böyle bir konu.
Ulu kuşların yüksek hayatı
Kaybetmez asla yön duygusunu,
Yerleşik yırtıcı olmuşken insan
Mümkün mü yeniden anlamak bunu?
Eyvah, aldandık! Şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik. O zan sebebiyle bütün bütün zayi ettik. Evet, şu güzerân-ı hayat bir uykudur; bir rüya gibi geçti. Şu temelsiz ömür dahi bir rüzgâr gibi uçar, gider.
On Yedinci Söz/On Yedinci Sözün İkinci Makamı/Kalbe Farisî Olarak Tahattur Eden Bir Münacat·Kitabı okudu