Kız çocuklarının yalnızca genetik özellikleriyle değil, aynı zamanda annelerinin duygusal durumları ve stres düzeyleri aracılığıyla da biçimlendiğini öne sürülmektedir. Bu süreçte annenin sakin ya da gergin bir ruh halinin, çocuğun sinir sistemi üzerinde kalıcı etkiler bıraktığını; bu etkilerin “epigenetik damgalanma” yoluyla duygusal tepkiler ve stres yanıtlarını şekillendirebileceğini savunulmaktadır. Brizendine, kız çocuklarının anneleriyle nörolojik düzeyde daha yoğun bir etkileşim yaşadığını, dolayısıyla annedeki güven veya kaygı duygusunun çocuğun beyin yapısına yansıyabileceğini belirtmektedir.
Bu durum kitapda şöyle ifade edilmektedir.
"Gergin anneler genelde daha az sevecen olur ve onların gergin sinir sistemlerini hisseden kız çocukların gerçeklik algıları da değişir. Bu bilişsel olarak ne öğrenildiğiyle değil, nörolojik düzlemde hücresel mikrodevreler aracılığıyla neyin özümsendiğiyle ilgilidir. Bu, iki kız kardeşin nasıl olup da birbirlerinden tamamen farklı bakış açılarına sahip olduklarını açıklayabilir. Görünüşe göre, erkek çocuklar annelerinin sinir sistemiyle bu kadar etkileşim içine girmiyorlar.
Nörolojik etkileşim hamilelik sırasında başlar. Hamilelik sırasında yaşanan gerilim, özellikle kız çocuklarda duygusal reaksiyonlara ve stres hormonu reaksiyonlarına yol açar. Bu etki, yapılan deneylerde oğlaklarda da gözlemlenmiştir. Stres altındaki kız bebekler doğumdan sonra çok daha kolay ağlama eğiliminde olur, genelde sakin değildirler ve erkek bebeklerden daha gergindirler. Hamilelik döneminde strese maruz kalan kız bebekler, kalmayanlara göre çok daha fazla duygusal gerilim belirtisi gösterir. Yani dünyaya gelmeyi planlayan bir kız çocuğunuz varsa, gergin olmayan, sakin bir ev hayatı, sevdiği bir partneri ve kendisini destekleyecek bir ailesi olan