Yasin

Yasin

, bir kitap okudu
8/10
·328 syf.·
10 günde okudu
·
2025 6. kitabı
Louann Brizendine
8.5/10 · 818 okunma
Reklam
Romeo ve Juliet’i hatırlıyor musunuz? Bu iki âşık, beyin devrelerinin büyük bir yapılanma sürecinden geçtiğini bilselerdi... Eğer vücutlarının salgıladığı cinsiyet hormonlarının beyinlerinde aşırı heyecanlanmaya neden olduğunu, bu yapının doğru bağlantılarla yerine oturmasının, olgunlaşmış prefrontal kortekste doğru noktalara bağlanmasının yıllar alacağını bilselerdi... Yine de Juliet’in beyni Romeo’nunkinden iki ya da üç yıl daha önce olgunlaşacaktı – yani muhtemelen onun aklı başına Romeo’nunkinden önce gelecekti. Bu tamamlanmamış, miyelinsiz bağlantı kabloları duygu merkezi olan amigdalayla duygusal kontrol merkezi olan prefrontal korteksi birbirine bağlar. Bu kabloların stres altında düzgün çalışabilmeleri için miyelin adında iletişimi hızlandırma işlevi gören bir maddeye ihtiyaçları vardır. Bu, gençliğin son yıllarına ya da yetişkinlik dönemine kadar gerçekleşmeyebilir. Prefrontal kortekste bu hızlı bağlantı olmaksızın duygusal dürtü yüklemeleri çoğunlukla acemi tavırlar ve kısa devreyle sonuçlanır.
Sayfa 78·Kitabı okudu
Teksas Üniversitesi’nde bu konuda araştırma yapan akademisyenlerden biri olan Robert Josephs, erkeklerin özgüvenlerinin başkalarından bağımsız olabilme yeteneklerinden; kadınların özgüvenininse başkalarıyla yakın ilişkiler kurabilme becerilerinden kaynaklandığı sonucuna ulaştı. Sonuç olarak, kadının ya da genç kız beynindeki belki de en önemli stres kaynağı, kurduğu yakın ilişkileri ve bunun ardından onun için hayati önem taşıyan toplumsal desteği kaybetme korkusudur.
Kız çocuklarının yalnızca genetik özellikleriyle değil, aynı zamanda annelerinin duygusal durumları ve stres düzeyleri aracılığıyla da biçimlendiğini öne sürülmektedir. Bu süreçte annenin sakin ya da gergin bir ruh halinin, çocuğun sinir sistemi üzerinde kalıcı etkiler bıraktığını; bu etkilerin “epigenetik damgalanma” yoluyla duygusal tepkiler ve stres yanıtlarını şekillendirebileceğini savunulmaktadır. Brizendine, kız çocuklarının anneleriyle nörolojik düzeyde daha yoğun bir etkileşim yaşadığını, dolayısıyla annedeki güven veya kaygı duygusunun çocuğun beyin yapısına yansıyabileceğini belirtmektedir. Bu durum kitapda şöyle ifade edilmektedir. "Gergin anneler genelde daha az sevecen olur ve onların gergin sinir sistemlerini hisseden kız çocukların gerçeklik algıları da değişir. Bu bilişsel olarak ne öğrenildiğiyle değil, nörolojik düzlemde hücresel mikrodevreler aracılığıyla neyin özümsendiğiyle ilgilidir. Bu, iki kız kardeşin nasıl olup da birbirlerinden tamamen farklı bakış açılarına sahip olduklarını açıklayabilir. Görünüşe göre, erkek çocuklar annelerinin sinir sistemiyle bu kadar etkileşim içine girmiyorlar. Nörolojik etkileşim hamilelik sırasında başlar. Hamilelik sırasında yaşanan gerilim, özellikle kız çocuklarda duygusal reaksiyonlara ve stres hormonu reaksiyonlarına yol açar. Bu etki, yapılan deneylerde oğlaklarda da gözlemlenmiştir. Stres altındaki kız bebekler doğumdan sonra çok daha kolay ağlama eğiliminde olur, genelde sakin değildirler ve erkek bebeklerden daha gergindirler. Hamilelik döneminde strese maruz kalan kız bebekler, kalmayanlara göre çok daha fazla duygusal gerilim belirtisi gösterir. Yani dünyaya gelmeyi planlayan bir kız çocuğunuz varsa, gergin olmayan, sakin bir ev hayatı, sevdiği bir partneri ve kendisini destekleyecek bir ailesi olan
Sayfa 42·Kitabı okudu
Biyolojik dürtüler, bugün durumumuzu anlamanın ve başarıya giden yolun anahtarlarıdır. Eğer beynin biyolojik durumun tepkilerinizi kontrol ettiğinin farkındaysanız harekete geçmemeyi tercih edebilir ya da doğru olduğunu hissettiğinizden daha farklı bir karşılık vermeyi seçebilirsiniz. Ama öncelikle kadın beyninin yapısının nasıl oluştuğunu, evrim, biyoloji ve kültür tarafından nasıl şekillendirildiğini anlamayı öğrenmemiz gerekiyor. Bu bilgi olmadan biyoloji kader haline gelir ve karşısında çaresiz kalırız. Biyoloji, karakterlerimizin ve davranışlarımızla ilgili eğilimlerin temelini oluşturur. Ama özgür irade ve politik olarak doğru davranmak adına biyolojinin beyin üzerindeki etkisini görmezden gelmeyi deniyoruz, kendi doğamızla savaşıyoruz. Eğer biyolojimizin vücudumuzdaki cinsellik hormonları gibi başka faktörlerden de etkilendiğini kabullenecek olursak bizi kontrol eden sabitlenmiş bir gerçeklik oluşturmasını engelleyebiliriz. Beyin her şeyden önce yetenekli bir öğrenme makinesidir. Hiçbir şey sabit değildir. Biyoloji güçlü bir etkendir ama bizi kendi gerçekliğine hapsedemez. Bu gerçekliği aşıp, zekâmızı ve kararlılığımızı hormonların beynin yapısı, davranışlarımız, gerçeklik algımız, yaratıcılığımız ve genel olarak yaşantımız üzerindeki etkilerini yönetmek ve gerektiğinde değiştirmek için kullanabiliriz
Sayfa 27·Kitabı okudu
Reklam