Bir kişinin bilinç dışı zihni stres altında geçmişten gelen duygular üretmeye yönlendirildiğinde, kişi genellikle bu duyguları şimdiki zamandaki biriyle ilişkilendirir, dolayısıyla duyguları geçmişte kalmış birinden ziyade şu anda mevcut olan birine “yansıtır”. Bir MEM’in ilişkileri duyguların bu şekilde yansıtılmasından etkilenir çünkü kişi partneriyle birlikteyken sıklıkla çocukluktaki iç içe geçme durumunun acısını hisseder.
Cloud ve Townsend, kitabında insanlara sınır çekebilmek için on aşamadan bahsetmektedir. Buna göre sağlıklı bir şekilde kendi bireyselliğimizi korumak için şu kuralları göz önünde bulundurmak gerekir.
1. Ektiğini Biçme: yaptığınız her eylemin bir karşılığı vardır o yüzden kendi eylemlerimizin sonuçlarıyla yüzlememiz gerekir. Sınır koymak kişinin kendi davranışlarının sonucunun görmesini sağlar.
2. Sorumluluk: Ben kendimden sorumluyum sen de kendinden. Başkalarına karşı sorumluluk duyarak onun "ağırlığını" taşımak değildir. Gerçek sorumluluk hem sevmeyi hem de sağlıklı sınır çizmeyi barındırır.
3. Güç: Kendi gücümüzün farkına varmak ve gücümüzün yetmediği şeyleri değiştirmeyi bırakmak gerekir. Asıl olay kendi kontrol alanımızdan odaklanmaktır.
4. Saygı: Benim sınırım varsa, seninkine de saygı duyarım.
5. Motivasyon: Gerçek yardım ve sevgi karşındakinden korktundan ötürü değil özgür iradenden gelmelidir.
6. Değerlendirme: Bir kararda karşı tarafın yaşayacağı acıyı görmek gerekir ancak bu acıdan, doğru sınır çekme pahasına vazgeçilmemelidir.
7. İlerlemecilik: Sınır çekmek sadece "hayır" tepkisini vermek değildir. Kararlarını benimsemek, ölçülü olmak ve insanlardan kendini dışlamadan devam etmektir.
8. Kıskanma: Başkalarının sahip olduklarına değil kendi eksiklerine odaklanıp adım atmak gerekir.
9. Aktif Olma: Sınır çekmek için bunu susarak değil hareketlerinle belli etmen gerekir. Kötü olan hata yapmak değil hiç denememektir.
10. Maruz Kalma: Sınırlar yalnızca içsel olarak bilinmemeli, açık ve doğrudan ifade edilmelidir. Sınırların etkili olabilmesi için ilişkiler içinde görünür kılınması gerekir.
Romeo ve Juliet’i hatırlıyor musunuz? Bu iki âşık, beyin devrelerinin büyük bir yapılanma sürecinden geçtiğini bilselerdi... Eğer vücutlarının salgıladığı cinsiyet hormonlarının beyinlerinde aşırı heyecanlanmaya neden olduğunu, bu yapının doğru bağlantılarla yerine oturmasının, olgunlaşmış prefrontal kortekste doğru noktalara bağlanmasının yıllar alacağını bilselerdi... Yine de Juliet’in beyni Romeo’nunkinden iki ya da üç yıl daha önce olgunlaşacaktı – yani muhtemelen onun aklı başına Romeo’nunkinden önce gelecekti. Bu tamamlanmamış, miyelinsiz bağlantı kabloları duygu merkezi olan amigdalayla duygusal kontrol merkezi olan prefrontal korteksi birbirine bağlar. Bu kabloların stres altında düzgün çalışabilmeleri için miyelin adında iletişimi hızlandırma işlevi gören bir maddeye ihtiyaçları vardır. Bu, gençliğin son yıllarına ya da yetişkinlik dönemine kadar gerçekleşmeyebilir. Prefrontal kortekste bu hızlı bağlantı olmaksızın duygusal dürtü yüklemeleri çoğunlukla acemi tavırlar ve kısa devreyle sonuçlanır.
Teksas Üniversitesi’nde bu konuda araştırma yapan akademisyenlerden biri olan Robert Josephs, erkeklerin özgüvenlerinin başkalarından bağımsız olabilme yeteneklerinden; kadınların özgüvenininse başkalarıyla yakın ilişkiler kurabilme becerilerinden kaynaklandığı sonucuna ulaştı. Sonuç olarak, kadının ya da genç kız beynindeki belki de en önemli stres kaynağı, kurduğu yakın ilişkileri ve bunun ardından onun için hayati önem taşıyan toplumsal desteği kaybetme korkusudur.