"Bazı insanlar, hangi konuda olursa olsun kendinden daha şanslı rakibiyle karşılaşınca rakibinin tek bir kötü yanını görüp onun bütün meziyetlerini görmezden gelmeye hazırdırlar, bazıları da bunun tam tersine, şanslı rakiplerinin kendilerine karşı zafer kazanmasını sağlayan niteliklerini öğrenmek isterler ve rakiplerindeki tek iyi yanı yürekleri sızlayarak ararlar."
"Seni ahlakçı! İki kadın var, anlıyor musun, biri kendi hakları için direniyor ki bu haklar senin ona veremeyeceğin aşktan ibaret, diğeri ise kendini feda ediyor ve hiçbir şey istemiyor. Sen olsan ne yaparsın? Nasıl davranırsın? İşte asıl dram burada."
Bununla ilgili benim düşüncemi öğrenmek istiyorsan, burada dram falan görmüyorum. Neden mi? Bana göre aşk... İki aşk da, anımsarsın, Platon'un Şölen yapıtında her iki aşk da insan için birer denek taşıdır. Bazı insanlar aşkın birini, diğerleri de öbürünü anlıyorlar. Yalnızca platonik olmayan aşkı anlayanların dramdan bahsetmeleri de gereksiz. Böyle bir aşkta dram olması mümkün değildir. "Verdiğiniz zevk için size sonsuz müteşekkirim."
İşte bütün dram bu. Platonik aşkta ise zaten dram olamaz çünkü bu aşkta her şey açık ve saftır, çünkü...!"
Levin tam bu sırada kendi günahlarını ve yaşadığı iç mücadeleyi anımsayıp sözlerine devam etti
"Bunun yanı sıra, belki de sen haklısındır. Tamamıyla mümkün... Ama ben bilmiyorum, kesinlikle bilmiyorum."
"İşte bak," dedi Stepan Arkadyiç, "sen düzgün birisin. Bu senin hem üstünlüğün hem de eksikliğin. Düzgün bir karakter olarak bütün yaşamın aynı düzgünlükte akıp gitmesini istiyorsun ama bu mümkün değil.
Örneğin memuriyetten nefret ediyorsun çünkü her işin amaca uygun olmasını istiyorsun. Ama öyle olmuyor. İnsanın yaptıklarının bir amacı olmasını istiyorsun, aşk ve evlilik yaşamının her zaman aynı olmasını istiyorsun. Bunlar da mümkün değil. Yaşamın bütün çekiciliği, güzelliği, çeşitliliği, hepsi gölge ve ışıktan meydana gelir."
"Her insan bir kitaptır." sözü ne kadar doğru, yerinde ve bir gerçeği bütün yönleriyle karşılama kabiliyetine sahipse "her kitabın bir insan olduğu" yaklaşımı da bir o kadar içerdiği gerçeği birebir ifadelendiriyor. Hakikaten de hayatımız boyunca karşılaştığımız bütün insan yüzlerini kapağı, insan seslerini kitabın içine sinmiş dil ve üslup ile ses ögeleri, bunların gerisindeki anlam dizgelerini ise bir insanın başından geçen olayların anlatımı gibi hayran hayran dinler, sonra bir insanla karşılaşmanın ne anlama geldiğini daha derinden kavramaya çalışırız. Aynısı kitaplar için de geçerli değil mi? Kim, eline alır almaz bir insan yüzü görmüşçesine kitabın kapağında şöyle bir durup göz gezdirme yolculuğuna çıkmaz? Kitabı okutan kapağıdır, derler. Bu söz "insan yüzü ile karşılanır."a ne kadar da uyuyor."