Kitabın olay örgüsü Bay Jones adlı bir adamın sahip olduğu Beylik Çiftliği’nde geçiyor. Bu çiftlikte yaşayan hayvanlar, kendilerini ezip sömüren insanlara başkaldırıp yönetime gelerek daha eşitlikçi bir düzen oluşturuyor ama kurnaz ve iktidar düşkünü domuzlar çok geçmeden yönetimi ele geçirerek bu değişimi yolundan ve amacından saptırıyor. Ne yazık ki insanların yönetiminden daha baskıcı, daha acımasız bir diktatörlük kuruyor.
Hayvan Çiftliği'ni okuduğunuzda, en başta “Bütün hayvanlar eşittir.” diyen yöneticilerin yıldırma, sindirme ve korkunun kol gezdiği bir düzen yarattıktan sonra bu özdeyişi “Bütün hayvanlar eşittir, ama bazı hayvanlar öbürlerinden daha eşittir.” diye geliştirmelerinin(!) hakların ve özgürlüklerin ortadan kaldırıldığı bir toplumdaki ayrıcalıklı zümreyi işaret ettiğini hemen anlıyorsunuz.
Kitapta geçen yedi kutsal kuralın zamanla değiştirilmesi, makam ve mevkiyi ele geçirenlerin güç zehirlemesiyle kutsallara bile dokunabileceğini gösteriyor. Aynı zamanda öngörüsüyle yüz yıllar öncesinden sanki bugünü ve bugünün sistemlerine de eleştiri getiriyor. Orwell yine öngörüsünü konuşturup diktatör yönetimi, kokuşmuş düzeni, eşitsizliği, adaletsizliği, ayrımcılığı, sömürüyü net bir şekilde gözler önüne seriyor