İnsan öleceğini fark etmiyorsa, varoluşunu da yaşayamaz, diye düşündü. Ve bir yandan yaşamın ne kadar harika olduğunu düşünmeden de, ölmek zorunda olduğumuzu düşünmek imkânsız.
Okumak bir yolculuktu. Kitabın ilk sayfasını açtım ve şunu dedim: Ben bu kitabı nasıl bitireceğim? Sayfalar aktı, anlatım beni esir aldı. Yanlış anlaşılmasın rızaya dayalı bir tutsaklık bu. Yazar öyle bir dil kullanmış ki adeta şiirsellik var. Okur olarak diyorsun ki dur bu cümleyi anla, içselleştir. Demem o ki yazar adeta bizi durduruyor, bilinçli olarak soluklandırıyor. Karakterler desen birbirinden farklı. Özellikle kalbimden şunu hissediyorum; yazar kendini kitaba işlemiş adeta. Tepeden bakan bir anlatımla değil de olayların içinde nefes alan bir karakter olarak kendine bir yer edinmiş. Demem o ki yazarı da İhsan karakteri de İhsan. Nasıl yapmış bilemiyorum ama yazarın kitaptaki karakterin (Uzun İhsan), zihninde yarattığı (Bünyamin) karakterin, nasıl oluştuğunu, onla kurduğu duygusal bağı okuyoruz. Yani ben bu durumu anlatamadım bile… Kitapta ne yok ki masal, hikaye, felsefe, tarih , mistisizim…. Daha çok şey yazmak anlatmak istiyorum ama susup içselleştirmek daha iyi gelecek:)
Bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmekti. Acıyı, susuzluğu, açlığı ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor, bu yüzden daha rahat döşeklere, daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı.