Bu kapasite beyindeki bazı temel sinir ağlarının işleviyle bağlantılı. Bu ağlar da kullanıma göre şekilleniyor. Yani nasıl ki dilde akıcılığı sağlamak için o dili bol bol konuşmak ve duymak gerekiyorsa, “empatide akıcılık” ı sağlamak için de SAHİCİ bir ilgi barındıran ilişki deneyimlerine yeterince maruz kalmak gerekiyor. Modern dünya ne yazık ki çocuklara bu fırsatı sunmuyor. Sonuç itibariyle bu çocuklar yakınlık kurmada, sosyal becerilerinde ve kişilerarası davranışlarında daha nice sorun yaşayabilir.
Bu ilişki yoksulluğu sahiden de stresli durumlarla karşılaştığımızda aldığımız darbeyi hafifletecek unsurların azalması anlamını taşıyor. Tehdit potansiyeli taşıdığını hissettiğimiz her şeye, mesela farklı siyasi görüşleri olan birine karşı daha duyarlı hale geliyoruz. Çoğu insan görece ufak zorluklara aşırı tepkiler veriyor. Duruma bağlı işleyişin sonucu olarak aşırı hassas isek, daha az rasyonel, daha duygusal düşünüp hareket etmeye başlarız. Karşımızdakinin fikirlerini sakince düşünme , durumu bir de onların gözünden görme becerimizi kaybediyoruz.
Meselenin özü insanlara “Ne oldu sana” nın bilincinde yaklaşmak, bunun o kişinin davranış ve sağlığını etkileyebileceğinin farkında olmak. Sonra bu farkındalık doğrultusunda hareket etmek, uygun tepkiler vermek gerekiyor; ister ebeveyn olsun ister öğretmen, arkadaş, terapist, doktor, polis, memur ya da hakim .