Yazmadan evvel derince bir nefes almak zorunda kaldım. Düşündüm, Suc ve Ceza hakkında ne söylenebilir. Bir sürü şey söylenebilir, muhakkak. Yalnız söylenecek her söz kıymetli bir pırlantanın bakirdan alâlâde bir tabla üzerine yuzuklestirilmesinden daha güzel gorunebilir mi?
Hakkında belkide milyonlarca yorum yapılmıştır bugüne kadar. Zamanın dışına çıkarak, zamanın efendisi olabilmiş bir yazarın eseri hakkında konuşmadan evvel onun ruhunu şâd etmeyi borç biliyorum. Ruhun şâd olsun Fyodor. Bu kitabı ikinci kez okuyusum daha evvel Ahmet Ümid'in Suç ve Cezayı belli yaşlarda tekrar okumak gerektiğini söylemesinin ne denli doğru olduğunu bu okumada idrak ettim.
Eserin ismi aslında başından sonuna eserin neyi cevaplamaya çalıştığını açık eder nitelikte. Suç nedir? Ceza nedir? Bu soruların cevaplarını acikcasi her okurun Dostoyevski ile birlikte yine bu eserde arayarak cevaplaması gerektiği kanaatindeyim. Dostoyevski, eser boyunca bir ogretmen gibi yer yer kulagimizi çekerek, yer yer içini dokerek, samimi bir üslupla toplumsal ahlakı masaya yatırıp bizimle tartışıyor.
Derin psikolojik tahliller, olayların arka planı, insan ruhunun derin sancilari, hayatta yanımızda olup biten ve sadece yanımızda olup bittiği için varlıklarını hiç fark etmediğimiz tüm detayların aslında nasilda zamanı buktugunu, olayları nasıl değiştirdiğini ve tanrının en güzel sahnelerinden birinin aslında bütün çıplaklığıyla olacak olanları gözler önüne sermek olduğunu ve yine insanın sadece ayakları üstünde yürüdüğü, beş parmağını kullanabildiği ve konusabildigi için kapıldığı kibirde bu detayları göremediğini ustaca beynimize işliyor.
Biz bir suçun anatomisini ogrenmiyoruz bu kitapta aksine insan oğlunun ne kadar basit olduğunu ve fikir ayrılıklarının sadece kendi anlayimizin sancıları olduğunu