Bahçıvanla Derebeyi
Bir bahçe meraklısı
Yarı şehirli yarı köylü
Oldukça temiz bir bahçe yetiştirmiş
Tarlası bostanıyla, köyün birinde
Toprağını sık dikenli bir çitle çevirmiş.
Onda artık marul mu, kuzukulağı mı
Ne istersen bol bol varmış;
Demet demet toplayp
Köy kadınlarına sunacak kadar.
Sümbül yokmuş, ama kekik tümen tümen.
Derken bir tavşan
Bu cennetin rahatını kaçırmış.
Adam gitmiş kasabaya
Oraların derebeyine dert yanmış.
— Bu kör olası hayvan, demiş;
Gelip yoluyor her şeyi sabah aksam;
Ne tuzak dinliyor, ne kapan.
Taşlar, sopalar da kâr etmiyor:
Bu tavşan bir ecinni gibime geliyor.
— Ecinni mi? demiş derebeyi;
Seytan da olsa, Karabaş hakkından gelir;
Bütün oyunlarını bozmasını bilir.
Hiç merak etme hemşehrim,
Kurtardım gitti seni.
— Ne zaman?
— Yarından tezi yok gelirim.
Ve gelmiş bütün adamlarıyla derebeyi:
—Önce bir yemek yiyelim hele, demiş, Piliçlerin körpe mi bari?
Düşeş’in kişiliğinde iki özellik vardı: istediği şeyi ömür boyu isterdi; karar verdiği şey üzerinde bir daha düşünmezdi. Bu konuda, ilk kocası sevimli General Pietranera’nın bir sözünü anardı:
"Ne biçim bir küstahlık bu kendime karşı!
Neden bugün, o karar verdiğim günden daha mantıklı olduğumu düşünmek zorundayım ki!"
Biliyor musunuz, kendi çağımda, anlaşılmayı beklememem gerektiğini fark etmiştim. Benim devrimde de düşünen kişiler keşif ve izahlarımın reddedilmesinden ötürü yalnızlığa ve hüzne mahkum idi. Bin küsur sene sonra vaziyetin değişmemesine bir nebze şaşırdım.