Mustafa Kemal isyanla ayağa kalktı:
“ Anadolu’yu yüzlerce yıl, yalnız canına ve malına ihtiyacın olduğu zaman hatırlarsan, bunun dışında kaderine terk ve cehalete teslim edersen, sonuç tabii böyle olur. İnsanlarımızı okutmamış, bilinçlendirmemiş, kafalarını ve yüreklerini milli bir terbiyeden geçirmemişizki. Cami okullarında ve medreselerde, ne tarih, coğrafya dersi verilir, ne de vatan, millet nedir öğretilir. Bu yüzden iki yıldan beri düşman kadar, cahil, gafil ve hainlerle de uğraşıyoruz. Komutanlar bu sefer çok dikkatli olsunlar bozgunculara fırsat verilmesin.”
Çiçerin, nazik olmak için kendini zorlayarak, “ama gelen haberler hiçte ümit verici değil” dedi.
Ali Fuat Paşa, “Güvenimin basit ama güçlü dayanaklarını açıklamam için izin veriniz. Ankara-İstanbul arasındaki gizli telgraf haberleşmesini sağlayan telgrafçıların parolası ‘zafer’dir. Askeri gereçler İstanbul’dan İnebolu’daki askeri birime, gizlice ticari eşya gibi sevk edilir. Bu geçelerin teslim edileceği kapalı adres şöyledir: Zafer Ticarethanesi-İnebolu. Kağnıcı kadınlar yolda doğum yaparlarsa, çocuğa ‘Zafer’ adını koyarlar. Zafere böylesine inanmış ve bağlanmış bir halkı yenmek mümkün müdür?”
Mustafa Kemal Paşa sesini herkesin duyacağı kadar yükseltti: “Kongreye hanım öğretmenlerimizi çağırdığınız için sizi kutlarım. Ama hanımefendileri niye böyle ayrı oturttunuz? Sizin kendinize mi güveniniz yok, yoksa Türk hanımlarının faziletine mi? Bir daha böyle bir ilkellik görmeyeceğimi ümit ederim.”
“Savaşın yoğunlaşacağı anlaşılan bir sırada böyle geniş bir toplantı size ayak bağı olabilir. Uygun görürseniz erteleyelim.” Mustafa Kemal Paşa, “Hayır hayır ertelemeyin..” dedi, “Cahillikle, ilkellikle savaş, düşmanla savaştan daha az önemli değildir. Toplantıya katılacağım.”