Zamanın birinde su, ateş ve ahlâk dostluk kurmuşlar. Bir gün ormanda dolaşmaya çıkmışlar fakat bir müddet sonra içlerine bir korkudur düşmüş. Orman çok büyük ve çok karmaşıkmış. Her türlü ihtimale karşı birbirlerini kaybederlerse, nasıl bulacaklarını düşünmeye başlamışlar.
Ateş ve ahlâk, suya sormuş:
“Kaybolursan seni nasıl bulacağız?”
Su cevaplamış:
“Nerede bir şırıltı duyarsanız ben oradayım.” demiş. Sıra ateşe gelmiş.
Su:
“Seni yitirirsek ne yapalım?” diye sormuş.
Ateş:
“Duman gördüğünüz yerde ben varım.” cevabını vermiş.
Sıra ahlâka gelince cevabı şu olmuş:
“Benî asla kaybetmeyin; eğer kaybederseniz, bir daha asla bulamazsınız!”
Gerçek anlamda sevgi, diğer insanları da kendimiz kadar sevebilmeyi içerir, kendimizden çok ya da kendi yerimize değil.
Bir başka deyişle, sevgi, diğer insanların seçimlerini kendi seçimlerimiz gibi sevebildiğimizde gerçekleşir.
Diğer insanların gerçeklerini anlamaya çalışacağımız yerde, onları dünyada yalnızca kendi gerçeklerimiz varmışcasına yargılamak etkin olabilmemizi engeller ve yalnızlığa yol açar.