Zihnimiz dünyanın en eski hikaye anlatıcısıdır ve her hikaye anlatıcısı gibi onun da tek istediği can kulağıyla onu dinlememizdir. Dikkatimizi çekmek için bize acı verecek veya bizi korkutabilecek şeyler söylemekten çekinmez.
Gözlemleyen ben perspektifini almak, sahneden inip seyirci koltuğuna oturmaya benzer. Oyuncu olmaktan çıkıp oyunu izlemeye benzer. Seyirci koltuğuna oturduğunuz zaman kendimizle ilgili bütünleştiğimiz düşüncelerimizle - yani etiketlerimizle- aramıza mesafe koyarız. Düşüncelerimiz yok olmayacaktır; hâlâ orada, sahnede kalacaklardır ancak araya mesafe koyabilmek bizi onların esaretinden kurtarır ve böylece birçok olasılığın kapıları açılır.