Bakışlarımız karşılaştığında, benzimin adeta solduğunu hissettim. Dehşetli bir merak duygusu benliğimi kapladı. O an büyüleyici bir şahsiyetle karşı karşıya bulunduğumu anladım ve hissettim ki, onun beni etkilemesine izin verirsem bütün benliğimi, bütün sanatsal gücümü, hatta bütün ruhumu içine çekebilirdi. Böyle harici bir faktörün hayatıma tesir etmesini istemezdim.
Son vapur. Güvertenin ön tarafındayız. Yakınımızda kimseler yok. Başlarımız birbirine dayalı. Rüzgar onun saçlarını benimkilerine, teninin kokusunu denizinkine karıştırıyor. Gözlerim kapalı. İki eli de avuçlarımda. Sıkıyorum. Başını hafifçe çekiyor ve yan bakışlarıyla gözlerimi arayarak gülümsüyor. Yüzünde, müşterek bir rüya anının dalgınlık izleri yerine,ağır düşüncelerden gelen bir dehşet intibaı var.
"Makamlardan hangisini seversiniz ?" diye sordum.
Derin derin yüzüme baktı ve "Hüseyniyi" dedi.
Arzularımızı, sevgilerimizi birleştiren bağın ezeli kuvvetine şu dakikada o kadar inandım ki...