Merve Avcı

Puan vermedi·352 syf.··
2026 44. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 22 Mayıs 2026 11:26
“Dokunmadan” bende uzun süre kalacak kitaplardan biri oldu sanırım. Konusu çok büyük olaylar üzerinden ilerlemiyor belki ama insanın içine sessizce yerleşen bir tarafı var. Adalet’in çocukluğundan taşıdığı o suçluluk hissiyle çıktığı yolculuk aslında geçmişe değil, kendi içineydi biraz da. Sayfalar ilerledikçe bir karakter okumaktan çok, insanın kendi kırgınlıklarını düşünmeye başladığı bir kitap hâline geliyor. Yazarın dili çok samimi geldi bana. Abartılı dramatik cümleler kurmadan insanın içini yorabiliyor. Özellikle yalnızlık, temas edememek, sevmekten korkmak gibi duyguları öyle doğal vermiş ki bazı satırlarda durup düşündüm resmen. Kitap boyunca herkes birbirine yakın gibi ama aslında aralarında görünmez duvarlar var hissi geçti bana. En sevdiğim taraflarından biri de buydu sanırım; olaydan çok his okutuyor. Bitince “şöyle oldu” diye anlatmıyorsun da, bıraktığı duyguyla kalıyorsun biraz. Bazı cümleleri direkt insanın içine oturuyor. “Birbirine dikkatle bakmayı becerenlerin, başka pusulaya ihtiyacı yoktu…” ve “Hayatı boyunca tüh’lerden kaçarken keşke’lere tutulmuş biriydim.” alıntıları mesela kitabın ruhunu çok güzel özetliyordu bence. Bir de şu cümle uzun süre aklımda kaldı: “Bir hayatım daha olsa, korkmadan dokunmak için yaşardım…” Sanırım kitap en çok bunu anlatıyor; hayata, insanlara, kendimize gerçekten dokunmadan yaşayınca eksik kalıyoruz biraz. Ben hem hikâyeyi hem de Nermin Yıldırım’ın kalemini çok sevdim. Duygusal olarak yormayan ama içten içe ağırlaşan kitapları sevenler bence çok sevebilir.
DokunmadanNermin Yıldırım · Everest Yayınları · 202511,4bin okunma
Reklam
Puan vermedi·112 syf.··
2026 47. kitabı
·
36 saatte okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 21:53
Jack London ile yıllar önce Beyaz Diş sayesinde tanışmıştım. Yaklaşık iki yıl önce okuduğum Martin Eden ise onunla aramda bambaşka bir bağ kurdu. Hatta o kadar etkilenmiştim ki ardından Beyaz Diş’i tekrar okumuştum. Şimdi ise yine bir köpeğin gözünden anlatılan Vahşetin Çağrısı ile geldim. Jack London’ın kalemi hakkında zaten söylenecek çok fazla söz yok. Onun kitaplarında sadece bir hikâye okumuyorsunuz; mücadeleyi, yoksulluğu, hayatta kalma savaşını ve insan doğasını da hissediyorsunuz. Vahşetin Çağrısı da tam olarak böyle bir kitap. Buck, sıcak bir yuvada, rahat ve huzurlu bir hayat sürerken bir anda kendisini acımasız bir dünyanın içinde buluyor. Kaçırılıyor, satılıyor ve hiç alışık olmadığı sert doğa koşullarında hayatta kalmaya çalışıyor. Açlığı, soğuğu, korkuyu ve mücadeleyi öğrenirken bir yandan da içinde saklı kalan vahşi ruhunu keşfediyor. Kitap ilk bakışta bir köpeğin hikâyesi gibi görünse de aslında insanlara dair çok şey anlatıyor. Güçlü olanın ayakta kalmaya çalıştığı bir dünyayı, hırsı, sadakati, dostluğu ve hayatta kalma içgüdüsünü Buck üzerinden okuyoruz. Jack London’ın kendi hayatındaki mücadelelerin izlerini de satır aralarında görmek mümkün. Benim en sevdiğim taraflarından biri ise Buck’ın sadakati oldu. Kitabı okurken ister istemez insanlarla hayvanlar arasındaki bağı düşünüyorsunuz. Bir canlının sevgi, bağlılık ve güven duygusunun ne kadar güçlü olabileceğini bir kez daha hatırlatıyor. Vahşetin Çağrısı kısa ama etkisi uzun süren kitaplardan biri. Sayfa sayısı az olsa da içinde birçok duygu ve düşünce barındırıyor. Ben okurken o soğuğu, zorlu yaşam koşullarını ve mücadeleyi hissettim. Jack London’ın kitaplarında çok sevdiğim şey de bu zaten; okuru sadece hikâyeye değil, yaşananların tam ortasına götürebilmesi. Beyaz Diş, Martin Eden ve şimdi
Vahşetin ÇağrısıJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202443,1bin okunma
Puan vermedi·272 syf.··
2026 49. kitabı
1683 Viyana Kuşatması’nın ardından başlayan bu hikâye, sadece bir tarihî kurgu değil; cesaretin, aidiyetin ve insanlık ortak paydasının da hikâyesi. Tarihi seven biri olarak kitabı seveceğimi biliyordum fakat beni asıl etkileyen şey, Cihan Çetinkaya’nın güçlü kalemi oldu. Akıcı dili, canlı tasvirleri ve dönemin ruhunu yansıtış biçimi sayesinde sayfaları çevirdikçe kendinizi adeta Osmanlı’nın o çalkantılı yıllarında buluyorsunuz. Balaban Hasan ve arkadaşlarının yiğitliği, Türk kültürünün anlatılışı ve yabancıların Türklere bakış açısındaki değişim oldukça etkileyiciydi. Bunun yanında Köprülüler dönemi, saray ve devlet yönetimindeki siyasi dengeler de hikâyeye başarılı bir şekilde yedirilmiş. Kitabı benim için daha da etkileyici kılan şey ise anlatılan olayların gerçek bir hikâyeden esinlenilmiş olmasıydı. İtalya’daki meşhur Türk Köyü’nün tarihine dayanan bu anlatı, okuduklarımı sadece bir roman olmaktan çıkarıp daha anlamlı hâle getirdi. Okurken birçok yerde bir roman değil de tarihin içinde yaşanmış gerçek bir destanı dinliyormuş hissine kapıldım. Tarihî kurgu sevenlere gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim, hem sürükleyici hem de öğretici bir eserdi. Bazı kitaplar sadece hikâye anlatır, bazıları ise geçmişle aranızda bir köprü kurar. Şah Balaban Destanı benim için ikinci gruba giren kitaplardan biri oldu.
Şah Balaban DestanıCihan Çetinkaya · Timaş Yayınları · 20261 okunma
Puan vermedi·304 syf.··
2026 48. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 23:09
Kemal Varol ile ilk tanışmam Onu Sevdiğim Zamanlar oldu ve sanırım çok doğru bir kitapla başlamışım. Kitabın dili öyle akıcıydı ki sayfalar su gibi aktı gitti. Bir an önce ne olacağını öğrenmek isterken bir yandan da bitmesini istemedim. Hikâyenin içinde aşk, özlem, geçmişin yükü ve insanın içinden kolay kolay söküp atamadığı duygular vardı. Karakterlerin yaşadıkları bana geçti, bazı yerlerde durup düşündürdü, bazı yerlerde ise içimi burktu. Ama beni en çok etkileyen şey finali oldu. Uzun zamandır bir kitabın sonuna bu kadar şaşırmamıştım. Son sayfayı okuduğumda resmen kitapla bakışıp kaldım. Ağzım açık kaldı desem yeridir. O sonu hiç beklemiyordum. Bazı kitaplar okunur ve rafa kaldırılır, bazıları ise bittikten sonra da insanın içinde yaşamaya devam eder. Onu Sevdiğim Zamanlar benim için ikinci grupta yer aldı. Kemal Varol ile güzel bir başlangıç yaptığımı düşünüyorum ve bundan sonra diğer kitaplarını da mutlaka okuyacağım. Son sayfayı kapattığımda aklımdan geçen tek şey şuydu: “Vay be…”
Onu Sevdiğim ZamanlarKemal Varol · Doğan Kitap · 20251,852 okunma
Puan vermedi·248 syf.··
2026 46. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 23:27
Emine Işınsu’nun kalemiyle daha önce Çiçekler Büyür’ü okumuş ve derinden etkilenmiştim. Azap Toprakları da aynı etkiyi bıraktı bende. Sayfalar ilerledikçe anlatılan acılar bir romanın kurgusundan çıkıp gerçek insanların yaşadığı hayatlara dönüştü. Bu kitabı okurken yalnızca bir hikâyeye tanıklık etmedim; yurtlarından koparılan, kimliklerini korumaya çalışan insanların sessiz mücadelesini de hissettim. Korkunun, belirsizliğin ve çaresizliğin satırlara nasıl sindiğini görmek insanın yüreğini burkuyor. Belki de kitabın beni bu kadar etkilemesinin sebeplerinden biri Bulgaristan göçmeni bir aileden geliyor olmam. Göçün, geride bırakılanların ve köklerinden koparılmanın ne demek olduğunu aile büyüklerimin anlattıklarıyla büyüyerek öğrendim. Bu yüzden romandaki acılar bana hiç yabancı gelmedi; bazı satırlarda kendi geçmişimizin izlerini gördüm. En çok da insanların sadece evlerini değil, hatıralarını, alışkanlıklarını ve hayatlarının bir parçasını geride bırakmak zorunda kalmaları içime dokundu. Çünkü göç bazen bir yer değiştirmekten çok daha fazlasıdır; insanın kalbinden bir parçanın eksilmesidir. Emine Işınsu bu eserinde yalnızca bir dönemi anlatmıyor, unutulmaması gereken acıları da geleceğe taşıyor. Çiçekler Büyür nasıl uzun süre aklımdan çıkmadıysa, Azap Toprakları da ciğerime işleyen kitaplardan biri oldu. Kitabı kapattığımda içimde derin bir hüzün vardı. Ama aynı zamanda bu hikâyelerin anlatılmaya ve hatırlanmaya devam etmesi gerektiğini düşündüm. Çünkü bazı acılar unutuldukça değil, hatırlandıkça anlam kazanır.
Azap TopraklarıEmine Işınsu · Bilge Kültür Sanat · 2012917 okunma
Reklam