Bu ülkenin dününe ait ne varsa bir an için unutsak.
Bize ait ne varsa, bu toprağa ait ne varsa unutsak.
Yüzümüze benzeyen, çayımızı demleyen, ekinlerimizi büyüten ne varsa unutsak, ninnilerimizde söylediğimiz, masallarımızı başlatan, halayımızı sürükleyen ne varsa unutsak mesela.
Unutuversek düğün nasıl yapılır, ölülerimiz nasıl gömülür, nasıl doğar çocuklar, unutuversek.
Nasıl âşık olunur unutsak, nasıl kavga edilir unutsak, nasıl ağlanır unutsak, unutsak tarhana çorbasının tadını, sevgiliyle hangi sokaklarda dolaştığımızı, hangi şiire vurulduğumuzu.
Her şeyi ama her şeyi unutsak.
Bu tarihin ve coğrafyanın ürettiği her bir kelimeyi, duyguyu, olayı, anıyı, hayali, umudu, isyanı unutsak.
Sonra bir Neşet Ertaş türküsü dinlesek.
Yalnızca bir tane Neşet türküsü dinlesek.
Unuttuğumuz her şeyi yeniden hatırlayabiliriz.
Hatırlayabiliriz, evet.
O adam bizim şehrimize de gelse.
Bütün kirlerimizden arındırsa bizi. Rahman'ı anlatsa. Bizden hiçbir karşılık beklemeyen mübarek Elçi'yi ve dostlarını. Haydar'ı, Kerrar'ın cenklerini, Sıddık'ın geniş yüreğini, Hattab'ın oğlunun adaletini ve Zinnureyn'in utanma duygusunu.
Koşarak gelse. Biz tükenmeden, ruhumuzu tüketmeden önce gelse.