İnsanın kendisini tanıması, dışarıdan onu gören insanların tanımasından daha olanaksız olabilir mi?
Kesinlikle, hikaye boyunca düşünüp durduğum "karakter mi yalancı yoksa çevredeki insanlar mı yalancı" cümlesi beni her zerremde biriken merakla tüketti. Belki de yaşadıkları hayat yalandır diye ekleyip durdum. Belki de gerçekten de öyle, kim bilebilir?
Detay vermek gerekli olursa, "bir katil mi yoksa değil mi? Olaylar gerçekten de yaşayan kişilerin gördüğü tek bir perspektiften mi ibaret, yoksa gerçekler çok güzel çarpıtılabilir mi? Bir katil nasıl hisseder? Katil olamayacak kadar her detaya mana veren bir karakter okuyormuş hissi yanıltıcı olabilir mi? Kendini katil olarak gören birisi için karakterin gördüğü ve anlattığı hayat renkli ve belki okuyucunun yaşadığı hayattan daha canlı değil mi? Tüm bu düşünceler, yalanlar ve önü kesilen aksiyonlar olmasa bu karakter yine kendi hayatını bu yönde ilerlerken bulabilir miydi?" diye, her sayfasını çevirdiğimde yeniden aklıma dolan tekrarlayıcı sorular oldu. Karakterin hissedemeyiş hikayelerini bile yoğun duygular eşliğinde okurken hiç onunla kendimi bir noktaya koymaktan alıkoyamadım. Onunla empati kurar, ondan daha fazla öfkelenir, belki üzülür ve daha fazla onun için sevinir olduğum kısımlar hikaye ilerledikçe karakter hakkında kuşkulanma ve ona karşı nötr bir tavır takınma haline dönüştü. Sadece sonucu ve ne olacağını merak ederek okumayı sürdürdüm hikayeyi.