Boşluk duygusu depresyona yol açmaktadır. Depresif performans öznesi kendi ağır yükünü taşımaktadır. Ben libidosunun narsistik birikmesi insanı hasta etmektedir.
Performans öznesi kendisi yüzünden yorgun, kendisi yüzünden tükenmiş bir haldedir, Kendi kendisinden çıkmayı kesinlikle becerememekte, kendi kendisine diş geçirmekte, dolayısıyla paradoksal bir biçimde kendi içini oymakta ve boßaltmaktadır.
Önünde sonunda her şey bireyin kalitesine bağlıdır, ama, çağımızın, uzağı görememe alışkanlığı sadece büyük sayıları ve kitle örgütlerini hesaba katmaktadır. Sanki, iyi disiplinli bir kalabalığın bir tek deli adamın elinde neler yapabileceğini tüm dünya yeterince görmemiş gibi.
İnsan cehalet içinde kaldıkça sadece kendisinin yaşadığını sanır, öteki insanlardan ve dünyadan kopuk bir yaşamdır bu, sürekli yanıltıcı bir çevre içinde yaşar bu insan.
Bilgi bu boşluğun doldurulmasıdır, hayali görüntülerin bir bir kalkmasıdır. Ama gerçeğin, kendi içinde hiçbir değeri yoktur, sadece kurtuluşa doğru yol gösterir; eğer bir kurtuluş yolu değilse hiçbir şeydir.
Bizim duyularımıza göre dünya derin gerçeğin bir hayalidir. Doğum bir yaradılış gibi gözükmesine rağmen bir değişim, bir dönüşümdür, samsara (yeni bir bedende ortaya çıkma çevrimi) yolunda yeni bir deneyimdir; ölüm bir son, varlığın dağılması çağrışımı uyandırır insanda, oysa bir geçiştir, bir postun atılması ve başka bir biçimin beklenmesidir.
Stoacı geçmek bilmeyen ağrı ya da acılara karşı kayıtsızdır çünkü kişiliği ve dünyanm acımasızlığı arasına son derece güçlü kendi kararlılığını sokar. Olayların kontrolünü kaybetmek kendini kaybetmektir çünkü olaylar insanın kendi iradesinin gerekçesidir
Özgürlük ahlaksal bir kavramdır; felaketlerden ve tersliklerden kaçamayabilir ama ancak kişisel eylemiyle boyun eğebilir bu duruma. İnsanı, tek efendisinin kendisi olduğu iç dünyasından başka gerçekten ilgilendirebilecek başka bir şey yoktur.
Şöyle diyor Epikuros:
"Hastalığımda konuşmalarım asla benim zavallı vücudumun çektiği sıkıntılarla ilgli değildir; ziyaretime gelenlere asla bunlardan söz etmemişimdir. Ama doğal sorunlarla ilgili ilkelerle ilgilenmeyi bırakmam, özellikle düşüncenin, bir yandan bedenin sarsıntılarım hissederken bir yandan da sıkıntılardan uzak kalmasını ve kendisine özgü sağlığı nasıl koruyabildiğini anlamaya çalışırım."
Epikurus ölüm döşeğinde İdomene'ye şöyle der: "Sana bu mektubu hayatımın son mutlu günlerinde yazıyorum. Karnım ve belim dayanılmaz şekilde ağrıyor. Ama seninle sohbetlerimizin anılarına dalınca duyduğum zevk geçiştiriyor bu ağrıları."