Ama acılara alışılmaz. Bir şeyler var değişecek, bir şeyler var değiştirmemiz gereken...
Yaşayan bir amerikan ayyaşı ölü bir yunan tanrısından daha çok ilgilendirir beni.
(Ç.Bukowski)
Eğer umut, inanç ve direnme gücü yaşamla birlikte var olan öğelerse, nasıl oluyor da böylesine çok sayıda insan umut, inanç ve direnme güçlerini yitiriyor, köleliklerine ve bağımlılıklarına sarılıyorlar ? İşte insan varlığının belirleyici özelliği, bu yitirme olasılığının ta kendisidir.
Yaptığınızı, bir budalanın bunu sizden beklediğini düşündüğünüz için yapıyorsanız, onun sizden bunları beklemesi de sizin onun bunları beklediğini umduğunuzu sanmasından ileri geliyorsa, herkes istemediği bir şeyi yapıyor demektir. O zaman ortaya hakikaten budalaca bir durum çıkar.
Saçmalamak daima belli bir esneklik doğurur. Bu da tahmin edilemeyecek kadar çok kişinin işine yarar. Savaşlar da, evlilikler de, politik mitingler de bu esneklikten istifade eder.
Atıl, hareketsiz yaşam ölmeye eğilimlidir; eğer atıllık eksiksizse ölüm gerçekleşmiş demektir. Buna göre, yaşam, hareket etme niteliğinden ötürü, statükodan kurtulup çıkmak ve onu aşmak eğilimindedir. Ya daha güçlü hale geliriz ya daha zayıf, ya daha akıllı ya daha ahmak, ya daha yürekli ya daha korkak. Her saniye, iyi ya da kötüye götürecek bir karar verme anıdır. Tembelliğimizi, doymak bilmezliğimizi ya da nefretimizi ya besleriz ya da açlıktan öldürürüz. Ne kadar beslersek o kadar güçlenir; ne kadar aç bırakırsak o kadar zayıflar, güçsüzleşir.
Birey için geçerli olanlar toplum için de geçerlidir. Toplum, durağan değildir, gelişmezse kokuşur.
Hareketsiz kaldığımız an, kokuşuruz.