Bu seri bir imtihandır... İlk iki kitabı sevmiştim, son iki kitabı okumakta zorlandım. Yüksek sosyete çevreleri, madamlar, matmazeller, dük ve düşesler arasında geçen hayatlar ve bu çevrelerin çoğunlukla eşcinsel ilişkiler etrafında şekillenmesi, benim okuma zevkime pek hitap etmedi. Yani beni hoşnut etmeyen konulardır.
Anlatıcının çocuklukta yeterince hissedemediği anne-baba sevgisinin izlerini, Albertine’e karşı kurduğu ilişkide görmek mümkün. Ona yönelttiği duygusal baskı, manevi eziyet ve yer yer manipülasyona varan davranışlar beni hem üzdü hem de sık sık “neden?” diye sorgulamama yol açtı.
Kahramanımızın babaannesine özlemini duygulanarak okudum. Hayatıma dokunan ve beni ben yapan dedemin hasta zamanlarını yeniden yaşamış gibi oldum.. Romanın en güzel hissesiydi. Aynı zamanda romanda nefis edebi sohbetleri de okuyoruz.
Genel olarak çeviri dili oldukça başarılı; metin, edebî gücünü hissettiren nitelikli bir eser. Ancak Proust okumak sabır istiyor: yer yer zorlayan, ama aynı zamanda derinliğiyle insanı kendine çeken bir deneyim. Sodom ve Gomorra benim için hem mesafeli durduğum hem de edebî değerine saygı duyduğum bir kitap oldu. Proust okumak, kolay bir yolculuk değil, seriye büyük umutlarla devam etmeyi düşünüyorum.
Kitap sevginiz tükenmesin.