Biz kalabalıkla birlikte kulise çıktık, bu sırada Adile de bir fırsatını bulup başını hafifçe arkaya çevirdi ve bir anlık, sadece bir anlık Koca'ya baktı. Ama Adile'nin o bir anlık gizli bakışında bile, sanki kızıl gülün kokusu vardı. Elimde olmadan "bir zaman gelecek ve birileri de bana böyle bakacak mı acaba?" diye düşündüm. Gönlümde o uzak geleceğin huzursuzluğu meydana geldi, ama bu huzursuzlukta bir azizlik, bir sevimlilik vardı. Bu huzursuzluğun meçhuliyeti ışıklıydı, ferahtı...
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Adile'nin sesi öyle yumuşak, öyle mülayimdi ki, bu seste öyle bir incelik, yakınlık vardı ki ben bu sesin de aslında Adile'nin, yani benim karşımda duran bu kızın, bu gerçek insanın sesi değil, o esrarengiz hikâyelerden gelen bir ses olduğunu sandım.
Ben o üçe katlanmış mektubu elimde tutmuştum. Bu mektuptan vücuduma bir incelik, bir mülayimlik yayılıyormuş; bu incelik, bu mülayimlik deminki üzüntüyü, kırgınlığı yıkayıp götürüyormuş hissine kapıldım.
"Dediler ki hey Mecnun, kurban olduğum, bu Leyla kapkara kızın biri, ne gördün bunda da âşık oldun? Mecnun biliyor musunuz ne cevap vermiş? Mecnun demiş ki siz Leyla'ya bir de benim gözümle bakın!.."
O zamanlar ben, şişman ve saçları tamamen dökülmüş Papakçı Ebulfeth emmiyi gözlerimin önüne getirip Ebulfeth emmiye Mecnun gibi nasıl bakılır diye hayret ediyordum.
"Akşam seni sirke götüreceğim" dedi.
Bana, geceleri uykuya dalmadan önce içine girdiğim o renkler âlemi hiç görmediğim o sirkin renkleriymiş gibi geldi.