Geri Bildirim
Elçin

Elçin

8.9/10
34 Kişi
·
86
Okunma
·
12
Beğeni
·
960
Gösterim
Adı:
Elçin
Tam adı:
Elçin İlyasoğlu Efendiyev
Unvan:
Filoloji Bilimleri Doktoru, Profesör, Devlet Adamı, Yazar
Doğum:
Azerbaycan / Bakü, 1943
Hikâye ve roman yazarı, devlet adamı. 13 Mayıs 1943, Bakü / Azerbaycan doğumlu. Tam adı Elçin İlyasoğlu Efendiyev. Eserlerinde kısaca Elçin adını kullandı. Babası İlyas Efendiyev de (1914 - 3 Ekim 1996) Azerbaycan’ın ünlü yazarlarındandı. Elçin, ortaöğrenimini Bakü’de yaptıktan sonra Azerbaycan Devlet Üniversitesinin Dil ve Edebiyat Fakültesinde öğrenim gördü. Bilim kurulunun kararıyla Azerbaycan İlimler Akademisi Nizami Dil ve Edebiyat Enstitüsüne asistan olarak kabul edildi. 1968’de Sovyet Yazarlar Birliğine üye olan yazar, Azerbaycan Yazıcılar İttifakının yönetim kurulu sekreterliğinde, Edebiyat ve İncesanat (güzel sanatlar) gazetesinin redaksiyon heyetinde görev aldı. Ülke dışındaki Azerbaycanlılarla kültürel ilişkileri yürüten Vatan Cemiyetinin başkanı oldu. 1993’ten itibaren Azerbaycan hükümetinde Başbakan Yardımcılığı görevini yürüttü.
İlk hikâyesi 1959’da yayımlandı. 1970’te “Azerbaycan Bedii Nesri Edebî Tenkitte” adlı tez çalışmasıyla Òloloji (dil ve edebiyat) doktoru oldu. Aynı zamanda Bakü Devlet Üniversitesinde edebiyat nazariyeleri profesörü olarak dersler veren Elçin’in hikâye ve romanları Rusça Almanca, İngilizce, Fransızca, Macarca, Arapça, İspanyolca, Farsça ve Türkiye Türkçesinde olmak üzere dünyanın belli başlı dillerinde yayımlandı. Kendisi de diğer dillerden çeşitli eserleri anadiline çevirdi. Farklı üslubu ve gerçeküstücü unsurlara yer vermesiyle tanınmış olup birçok ödül kazanmıştır. Azerbaycan hikâye ve romancılığı hakkındaki tenkit yazısı Drujba Narodov (halkların dostluğu) dergisince 1973 yılının “En güzel makalesi” seçildi. Hikâyeleri 1982’de Sovyet Yazarlar Birliği ve Nedelya haftalık dergisinin, 1983’te Literaturnaya Gazeta’nın ve 1977 ile 1984’te Smena dergisinin ödüllerine layık görüldü. Şuşa Dağlarını Duman Bürüdü (1994), Ölüm Hükmü (1996), Mahmut ile Meryem ve Ak Deve adlı eserleri Ötüken Yayınları arasında Türkiye’de basıldı. Tiren, Picasso, La Tour (1968) isimli ilginç hikâyesi Türk Edebiyatı dergisinde yayımlandı (Haziran 1991, sayı: 212). Elçin, günümüz Azerbaycan edebiyatının önde gelen isimlerinden olup, hikâye, eleştiri, senaryo, tiyatro yazarı olarak büyük ün kazanmıştır. 2003 yılında Fatih Üniversitesi tarafından kendisine Onur Ödülü verildi.
Bundan sonra da dünyada sayısız keşifler olacak ama herhalde kitabın keşfi kadar büyük bir keşif olmayacak.
Elçin
Sayfa 26 - da Yayıncılık
Napolyon şöyle diyordu: "Siyasetçinin kalbi yoktur, onun ancak kafası vardır". Yazarın kalbi olmadığında ve o sadece kafasıyla yazdığında tahta gibi kupkuru bir şey oluşur. Yazarın görevi daha zordur: Onun hem kalbi, hem de kafası olmalıdır.
Elçin
Sayfa 49 - da Yayıncılık
"Okuma aydınlanmanın temel ışığıdır. Bu ışıktan yoksun toplumun çağdaş dünya içinde yeri yoktur."
Elçin
D. Fikri Sağlar
Yazar belli ki, kendini ifade eder.
Eğer yetenekli yazar sözkonusuysa, o kendisiyle beraber halkını da ifade eder.
Büyük yazarlar insanlığı ifade eder.
Bu anlamda benim için en büyük insanlık yazarları şunlardır:

İhtiyar Tolstoy

Shakespeare

Cervantes.
Elçin
Sayfa 137 - da Yayıncılık
Margaret Thatcher diyor ki: "Siyasette her zaman beklenmedik olayları beklemek gerek".

Edebiyatta böyledir.
Elçin
Sayfa 48 - da Yayıncılık
Dostoyevski önce büyük bir filozof ve psikologdur; sonra yazardır. Tolstoy ise önce büyük yazardır; sonra filozof ve psikologdur.
Elçin
Sayfa 9 - da Yayıncılık
Tolstoy ne yazarsa, yazdığı sondur, ona bir şey ilave etmek, geliştirmek imkansızdır.
Elçin
Sayfa 113 - da Yayıncılık
Latin Amerika'dan Japonya'ya, Afrika'dan Finlandiya'ya kadar tüm dünya edebiyatları hakkında kısa örneklerle (yazarın şahsi görüşleri) azıcık da olsa fikir edinebileceğimiz edebi bir eserdir. Azerbaycan edebi düşünce ve edebi eleştiri tarihinde üst sıralarda yer edinmesi gerekir. Kaliteli eser sunmak için ilk önce "kaliteli okur" , sonrada "kaliteli" yazar olmak gerkiyor. Elçin hakkıyla bu tanıma uygun bir yzar.

Gururlandım!..

Edebi eserler hakkında yılların birikmiş bir fikir dünyasıdır. Okuyorsun.. Okuyorsun.. Okuyorsun... "İçinde" fikirler ve onların sentezinden oluşan, taşma sınırına gelmiş bir "dünya" oluşuyor. Bu taşma sınırında olan "fikir dünyasını" gazete kenarlarına, sigara kutularına, küçük not kağıtlarına, davetiyelere, peçetelere ve b. taşırıyorsun. Zaman geçiyor... Bu notları yeniden karıştırıyorsun. Bu "fikir dünyası" neden arşiv malzemesi gibi tozlanıp eskisin ve neden bir kitap halinde sunulmasın diyorsun... "Edebi Düşünceler" işte böyle oluşuyor.

İnanıyorum ki bu kitap okunduktan sonra biz okuyucular için ilham olacak. Düşünüp belki de diyeceğiz ki niçin fikir dünyamızı kendimizle mezara taşıyalım ki!? Neden biz de peçetelere, gazete kenarlarına, sigara kutularına ve başka çeşitli yerlere yazıp arşivlemeyelim? Bizde sonraki nesile miras bırakmayalım? Böyle miras taklidi mirastan çok çok daha faydalıdır.
Ak Deve, Azerbaycan edebiyatının mühim kalemlerinden birisi olan Elçin’in bir romanı. Bakü’nün bir kenar mahallesinin II. Dünya Savaşı yıllarındaki ahvalini anlatıyor. Elçin, bu romanında çok usta bir anlatıcı olarak beğeni kazanıyor.

Romanın kahramanı Aliekber adlı bir çocuk. Tabii o yıllarda bir çocuk çünkü romanda gelecekle geçmiş arasında gidiş gelişler var. Dolayısıyla aynı Aliekber karşımıza yıllar sonrasının önemli bir yazarı olarak da çıkıyor. Bu nedenle Elçin Efendiyev’in hayatı göz önünde tutulduğunda romanda otobiyografik esintiler de olduğu söylenebilir. Gerçi, Elçin savaşın sonlarında doğmuştur ama iyi bir gözlemci olarak o yılları iyi kurgulamıştır.

Romanın dili akıcı. Her ne kadar karakter sayısı fazla olsa bile –ki bir mahalleyi anlattığı için bu çok doğal- herkesi yeterince tanıtıp, anlatabilen; okurun zihnine yerleştirebilen bir roman.

Konusu itibarıyla Cengiz Aytmatov eserlerini, mahalle romanı olması hasebiyle de Necip Mahfuz’un Midak Sokağını hatırlatıyor. Hatta Şevket karakteriyle Hamide hayli benzeşiyor. Karşılıksız aşklar, ölümler de aynı şekilde.

Elçin, bir trajedi çıkardığı Koca ile Adile’nin aşkını harikulade bir şekilde anlatmış. Mahalle kurgusu çok başarılı. Hanım Teyze karakteri ise bir efsane adeta.

Savaşa gidenler, kalanlar ve bir yolunu bulup gitmeyenler… Hepsi gayet iyi anlatılmış. Savaşın sıradan insanların hayatını nasıl alt üst ettiğini, acıları, hasreti, açılığı, yokluğu ve ölümü hissediyorsunuz.

Ak Deve ise ölümün sembolü kitapta. Balakerim’in anlattığı ve Küçük Aliekber’in hayal dünyasında tebarüz eden bir masal kahramanı.

Hüzünlü ve başarılı bir roman Ak Deve.
Çok sevdiğim yazar İlyas Efendiyev`in oğlu Elçin Efendiyev`den masal tadında bir aşk hikayesi " Mahmud ile Meryem".

Elçin " Mahmud ile Meryem" i " Aslı ile Kerem" in motifleri esasında yazmış.

Mahmud, bir qarip oğlan. Ziyad han`ın 9 yıldan sonra dünyaya gelen tek oğlu. Ondan sonra tahta çıkacak tek varisi. Ama Mahmud Gence han`ı olacak biri değil. Akranları yığınla kafa keserken, günlerini cenklerde, dövüş meydanlarında geçirirken, Ziyad han`ın oğlu dağlardan çiçek topluyor. Dedim ya o garip biri. Hep kendini, yaşamın anlamını sorguluyor, odasına kapanıp günlerle açmışcasına kitap okuyor. Tabii bu hali annesiyle babasına rahat vermiyor. Annesi- Gamerbanu türlü türlü yollara baş vuruyor oğlunun halini düzeltmek için nafile. Mahmud arayış içinde. Ve o arayış Meryem`i gördüğü an son buluyor...

Meryem, papaz`ın kızı... Güzel mi güzel. Bir su gibi saf. Babasının tek sahip olduğu hazine. Ve papaz bu hazineyi kaptırmaktan korkuyor. Meryem su gibi saf. Mahmud`u gördüğü an ona doğru akıyor...

İki ayrı din, iki ayrı millet, iki ayrı insan, biri Muhammed ümmeti biri Hz. İsa bir atan kalp karşısında ne yapabilir ki?

Papaz, Meryem`i kaçırıyor. Mahmud Mecnun misali yollara düşüyor. Mahmud`un düşdüğü yollarda başına türlü olaylar geliyor. Yazar, bu yollarda yalnız Mahmud`un başına gelenleri değil, halk, toplum çaresizliğini, insanların hırs, iktidar, taht üzerinde sonsuz hakimeyyeti uğrunda geçen entrikaları, cahilliği, toplum belası- dışlanmanı, halk`ın kendi suçu uğruna yaktığı sonra da yüz çevirdiği canları da kaleme alıyor.

Okurken acaba sonu nereye bağlanacak dedim. Sonuna hem şaşırdım hem böyle sonu beklediğimi farkettim. Masal tadında damakta buruk tat bırakan, hüzünlü bir aşk masalı " Mahmud ile Meryem ".

Türkiye`de galiba geçen yıl filmi de sinemaya uyarlanmış. Türk ve Azerbaycan oyuncularının bir arada çekildikleri film`in ;
fragmanı:
https://www.youtube.com/watch?v=CwHIVSY62nk
https://www.youtube.com/watch?v=uxU3WsclZU8
tam parça :
https://www.youtube.com/...6O0&spfreload=10
Ben henüz izlemedim ama izlerseniz yorumlarınızı dinlemekten büyük zevk alırım *_*

Kitab`ı çok tavsiye ederim. Esasen hiç büyümeğen, hala masalları sevenlere. :)

Keyifli okumalar.
Azerbaycan edebiyatı dersinde incelemeye aldığım kitaptı. Çok fazla sevdiğim söylenemez fakat okurken çok sıkılmadım . Mahmud ile Meryemin aşkını anlatan bu kitabi sayfalarca tahlil yazicam diye okumustum . Kitaptan çok yazarı sevdiğimi söylesem daha doğru olur .
Ölüm Hükmü, Azerbaycan'daki Sovyet devrinin her yönden yozlaştığını gösterir.
Her şey parayla ölçülür halkta para ve mevki yoktur bu yüzden bir mezar yeri bile alamazlar. Her şey makam mevki sahiplerinindir.
Dersimize giren Prof . Bize şunu söyledi bunca zaman size Rusya'yı anlattim birisi Sovyetler ile ilgili ne öğrendiniz diye sorarsa , Sovyetlerin yalancı ve iki yüzlü bir devlet olduğunu öğrendim deyin , demişti Ölüm Hükmü kitabı Sovyet gopeklerinin devrini katlettikleri onca alimi yaptıkları zulümu , rüşvet vs en iyi anlatan kitaplardan birisi , kitap bir sokak köpeği üzerinden başlıyor anlatmaya insanoğlunu , daha sonraları bir sürü adam kayirmalar vs ahlaksız unsurlar ele alınıp işleniyor çok çok dikkatli okunulmasi ve dusunulmesi gereken bir kitap sevgili dostlar.
Kesif bir acı...

Evet, sayfaları bitirip de kitabın kapağını kapattığınız vakit içinizde olan bu kesif bir acı. Azerbaycan'daki Sovyet rejimi zamanındaki ahlaksızlıkları, adaletsizlikleri, acımasızlıkları gözler önüne seren bu eserde öyle derin acılar var ki okurken yeri geldi elimden bıraktım yeri geldi bir yangının alevinde ben de yandım yeri geldi gözlerim doldu. Sizi üzen bir eser ama bir de öyle bir öfkelendiriyor ki avaz avaz bağırmak istiyorsunuz: "Yeter, siz insansınız, yoksa değil misiniz?" demek istiyorsunuz ve bu acımasız varlıkların insan olamayacaklarına karar veriyorsunuz.

Yazar dönemin olaylarına somut bir şekilde yer vermenin yanısıra kahramanların psikolojilerini de güzel bir şekilde harmanlamış, düz bir tarihi olay anlatımı yerine karakterlerin -iyi ya da kötü tüm karakterlerin- duygularına, düşüncelerine, iç seslerine yer vermiş sayfalarında.

Lisede Fransızca hocam yazdığım bir kompozisyonu okuduğunda: "Biraz sığ kalmış, insanı anlatmalısın, tüm zamanların elbisesini giymiş insanı anlatmayı başarabilirsen kalıcı eserler verebilirsin." demişti bana. O vakitler çok dikkate almamıştım ama bu o kadar önemli bir cümle ki ben kitapları okudukça bunun farkına varıyorum. Evet, Sovyet rejimi altındaki Azerbaycan'ı anlatıyor kitap o halkın çektiği eziyeti, kaybettikleri sevdiklerini, bir kişinin iki dudağı arasında olmanın korkusunu, bir cümle ile mahvolan hayatları anlatıyor empati kurmaya çalıştığınızda yüreğinizde oluşan o kesif acı, öfke, kızgınlık işte tüm zamanlarda da var, insan olanın hamurunda var çünkü. Bugün Suriye, Filistin haberlerini izlerken nasıl yanıyorsa içimiz, nasıl öfke doluyorsa işte kitapta o insanların çektiklerini okurken de aynı duyguları yaşıyorsunuz. İşin ilginç yanı da ne biliyor musunuz? Bu kitapta insanların mutsuz olmalarına neden olan, onları tek sözleriyle hizaya sokan, hatta ölüme götüren bu kötü karakterler gerçekte öyle mutsuz ve öyle yalnız ki sıradan insanlara özeniyorlar ama bunu hiçbir zaman faaliyete geçiremiyorlar bunun etkisiyle de daha çok ezmeye başlıyorlar sıradan olanı ve sonra kendileri de ölüyorlar her şey bu kadar işte, bu dünyada ölüm var, insanlar nasıl bu kadar kötü olabiliyor? "Tüm bu olanları aklım almıyor" diyen Nazan Bekiroğlu düşüyor yâdıma.

Çok sevdiğim bir Azeri mahnisi vardır: "Bu dünya yalan dünya, boşalıp dolan dünya, gelenler bir gün gider, kimiye kalan dünya." şu türküye gerçekten kulak verilebilseydi belki de her şey çok güzel olabilirdi ama Rusya öyle bir çökmüş ki izin verilmemiş Azeri Türkleri'nin kendi tarihlerini araştırmalarına, dinlerini yaşamalarına, millet olma duygusunu geliştirmelerine işte bize bunları anlatan belgesel niteliğinde bir kitap Ölüm Hükmü.

Teknik olarak bakıldığında ise tarihi gerçeklere sırtını yaslayan yazar çok sağlam bir olay örgüsü kuramamış bazı yerlerde gelişen olaylar birbirinden kopuk bir şekilde ilerliyor sonra birleşiyor, araya başka hikayeler giriyor vs. okuyucu yoruyor böyle olunca da. Ama anlatılana bakmak gerek bu kitapta.

Not: Geçenlerde kitap yorumlarımı okuyan bir öykü yazarı üslubumu romantik bulmuş, evet duyguları biraz ağır basan, olaydan çok duruma yönelen, insana, insani duygulara ağırlık veren bir yanım var ve bu da okuduğum kitaba da yaptığım yoruma da yansıyor.
İyi akşamlar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Elçin
Tam adı:
Elçin İlyasoğlu Efendiyev
Unvan:
Filoloji Bilimleri Doktoru, Profesör, Devlet Adamı, Yazar
Doğum:
Azerbaycan / Bakü, 1943
Hikâye ve roman yazarı, devlet adamı. 13 Mayıs 1943, Bakü / Azerbaycan doğumlu. Tam adı Elçin İlyasoğlu Efendiyev. Eserlerinde kısaca Elçin adını kullandı. Babası İlyas Efendiyev de (1914 - 3 Ekim 1996) Azerbaycan’ın ünlü yazarlarındandı. Elçin, ortaöğrenimini Bakü’de yaptıktan sonra Azerbaycan Devlet Üniversitesinin Dil ve Edebiyat Fakültesinde öğrenim gördü. Bilim kurulunun kararıyla Azerbaycan İlimler Akademisi Nizami Dil ve Edebiyat Enstitüsüne asistan olarak kabul edildi. 1968’de Sovyet Yazarlar Birliğine üye olan yazar, Azerbaycan Yazıcılar İttifakının yönetim kurulu sekreterliğinde, Edebiyat ve İncesanat (güzel sanatlar) gazetesinin redaksiyon heyetinde görev aldı. Ülke dışındaki Azerbaycanlılarla kültürel ilişkileri yürüten Vatan Cemiyetinin başkanı oldu. 1993’ten itibaren Azerbaycan hükümetinde Başbakan Yardımcılığı görevini yürüttü.
İlk hikâyesi 1959’da yayımlandı. 1970’te “Azerbaycan Bedii Nesri Edebî Tenkitte” adlı tez çalışmasıyla Òloloji (dil ve edebiyat) doktoru oldu. Aynı zamanda Bakü Devlet Üniversitesinde edebiyat nazariyeleri profesörü olarak dersler veren Elçin’in hikâye ve romanları Rusça Almanca, İngilizce, Fransızca, Macarca, Arapça, İspanyolca, Farsça ve Türkiye Türkçesinde olmak üzere dünyanın belli başlı dillerinde yayımlandı. Kendisi de diğer dillerden çeşitli eserleri anadiline çevirdi. Farklı üslubu ve gerçeküstücü unsurlara yer vermesiyle tanınmış olup birçok ödül kazanmıştır. Azerbaycan hikâye ve romancılığı hakkındaki tenkit yazısı Drujba Narodov (halkların dostluğu) dergisince 1973 yılının “En güzel makalesi” seçildi. Hikâyeleri 1982’de Sovyet Yazarlar Birliği ve Nedelya haftalık dergisinin, 1983’te Literaturnaya Gazeta’nın ve 1977 ile 1984’te Smena dergisinin ödüllerine layık görüldü. Şuşa Dağlarını Duman Bürüdü (1994), Ölüm Hükmü (1996), Mahmut ile Meryem ve Ak Deve adlı eserleri Ötüken Yayınları arasında Türkiye’de basıldı. Tiren, Picasso, La Tour (1968) isimli ilginç hikâyesi Türk Edebiyatı dergisinde yayımlandı (Haziran 1991, sayı: 212). Elçin, günümüz Azerbaycan edebiyatının önde gelen isimlerinden olup, hikâye, eleştiri, senaryo, tiyatro yazarı olarak büyük ün kazanmıştır. 2003 yılında Fatih Üniversitesi tarafından kendisine Onur Ödülü verildi.

Yazar istatistikleri

  • 12 okur beğendi.
  • 86 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 44 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.