"Müslüman evlerinde hizmetçi olarak kullanılan kölelere(teorik olarak Hristiyanların ya da Yahudilerin köle edinme hakları yoktu) nispeten iyi davranılırdı;Amerika'daki kölelerden ya da Batı Avrupa'da yaşayan özgür hizmetkârlardan daha iyi.Kölelik bir tür hısımlık oluşmasına yol açabilir ve yeniçerilerin de iyi bildiği gibi,toplum içinde ilerleme vasıtası olabilirdi.Bazı köleler,Üsküdar ile Avrupa yakası arasında kayıkla dolmuş yaparak özgürlüklerini satın alacak kadar para kazanırdı.Ne var ki,diğer köleler cismani zevk için satın alınırdı."
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Batı Avrupa'nın erkekleri fazla yumuşak,kadınları da fazla sert bulunurdu.Alınıp satılanlar arasında zenciler de vardı:Puşkin'in büyük-büyükbabası Rus sefiri tarafından Konstantiniyye'de satın alınmış bir Etiyopyalıydı.
Satış işleminin büyükbaş hayvan satışından farkı yoktu.Alıcılar makyaj olup olmadığını anlamak için kölelerin yüzüne tükürür ve "dişlerini,bacaklarını,baldırlarını ve en mahrem yerlerini yoklarlardı.Ne kadın,ne erkek,hiç fark olmaksızın,yere diktikleri donuk gözleriyle kendilerine yapılan bu kötü muameleye teslim olurdu." Dişler eksikse,bakire ya da yeterince güzel değillerse fiyat düşerdi.1600 yılında genç bir bakire yüz,60 yaşında bir kadın ise otuz altı duka altını ediyordu.Alıcı herhangi bir köle kızı satın almadan önce evine götürüp,uyurken horlayıp horlamadığını kontrol edebilirdi.Özellikle kadınlar,haremleri kapı kapı dolaşan bayan köle tacirlerinden,her zamanki elle muayene ve pazarlığın ardından genç kızları satın almayı sürdürerek,20. yüzyıla kadar köle ticaretinde önemli bir yer tutmuştur.Kızlar zarafet,dikiş ve şarkı söyleme eğitiminden geçirilir,sonra üzerine kâr eklenerek satılırdı."
"Hızla kapıya gittim, çünkü gözlerimin yaşlarla dolduğunu hissediyordum ve sen bunu görmemeliydin. Dışarıya o kadar acele fırlamıştım ki, holde neredeyse uşağın Johann’la çarpışacaktım. Johann ürkerek hemen kenara çekildi, beni dışarıya bırakmak için dairenin kapısını açtı ve işte oracıkta – oradaki bir saniyede, duyuyor musun? Gözlerim yaşlarla dolu ona, yaşlanmış olan adama baktığımda, bakışlarında birdenbire bir ışık çaktı. O tek bir saniyede, anlıyor musun? O tek bir saniyede çocukluğumdan beri beni görmemiş olan yaşlı adam, beni tanımıştı. Bu tanınmadan ötürü onun önünde diz çökebilir ve ellerini öpebilirdim. "
" “Tanı beni, tanı beni artık!” diye haykırıyordu bakışlarım.Fakat senin gözlerinde sevimli ve hiçbir şey bilmeyen bir gülümseme vardı. Beni bir defa daha öptün. Ama beni tanımadın."