Hayatsalll!!!
Açlıkla yoğrulmuş, yokluğun içinden konuşan bir hikâye bu.
Kitap boyunca sadece bir ailenin değil, özellikle bir annenin dayanma gücünü okuyoruz. Angela’nın sabrı insanı hayrete düşürüyor; insan “Bir anne bu kadar acıya nasıl katlanır?” diye sormadan edemiyor. Anlatının bir çocuğun gözünden yapılması ise acıyı daha da derinleştiriyor. Çünkü çocuk, ne yaşadığının adını tam koyamıyor; açlığı, kaybı, ölümü olduğu gibi anlatıyor. Bu bilinmezlik bazen okuru gülümsetiyor ama bu gülüş masumiyetten doğuyor.
Sayfalar arasında yer yer tebessüm ediyorsunuz; fakat bir sayfayı bitirdiğinizde o masum tebessüm, yerini yüzünüze inen sert bir gerçeğe bırakıyor. O an gözünüze dolan yaş, aslında hikâyenin ne kadar ağır, ne kadar acı olduğunu hatırlatıyor.
Bu kitapta çok fazla kayıp var. Çok fazla açlık. Ve hepsinden önemlisi, tükenmeyen bir sabır…
Angela’nın Külleri, insanın hayata tutunma çabasını en yalın, en çıplak hâliyle anlatan, okuru sessizce sarsan bir eser.