Doğaüstü güçlere inanç her şeyden önce insanın evren karşısındaki çaresizliğinin bir sonucu. "Zalimin zulmü varsa mazlumun Allah'ı var" anlayışında da görüldüğü gibi, insanoğlu baş edemeyeceği problemler karşısında hep "üst" bir makama başvurmak ister; onu hayatın tüm tehlikelerine ve belirsizliklerine karşı ayakta tutan da budur zaten.
Ancak büyücüleri basit dolandırıcılar olarak da görmemek lazım; birçoğu süreci farkında olmadan manipüle ediyor aslında. Günümüzde deneyci-beklenti etkisi (İng. experimenter-expectancy effect) denen şeyin bilim insanlarını bile deney sonuçlarını ön kabullerine göre okumaya ittiğini unutmayalım.
Büyü ve "cadılık" gibi kavramlar Azandelerin hayata bir anlam yüklemesine yardım ediyor olabilir. Başlarına gelen talihsiz olayları bunlarla açıklayabilirler ancak bu, olayların gerçek fiziksel nedenlerini bilmedikleri anlamına gelmiyor. Mesela bir hububat ambarı çöktüğünde bunu cadılığa yoruyor olabilirler ancak tahtaları termitlerin yediğinin de farkındalar. Bir sebep-sonuç ilişkisi olması bu beklenmedik olayın hâlâ açıklanmaya muhtaç olduğu gerçeğini değiştirmiyor; peki, termitleri ambarların başına musallat eden ne? Cadılar olsa gerek değil mi? Benzer bir durumu bugün de gözlemlemek mümkün. Deprem ve hastalık gibi talihsizliklerin bilim tarafından açıklanabilir fenomenler olduğunun farkında olsak bile kaçımız "Neden ben?" ve "Neden şimdi?" sorularını sormadan durabiliyoruz?
Fala inanmaktan değil, buna para vermekten korkuluyor. Zira hâlâ gerilerde bir yerde bunun mantıksız olduğu biliniyor. Ücrete tabi olması utanılacak bir şey. Bedava olduğu sürece zararsız bir egzersiz. Hayvani içgüdülerimizi şımartabiliriz ama onlara yatırım yapmamalıyız. Çünkü yatırım hesap kitap işi, rasyonalitenin alanı.