Alara Can

Anne-babalarımız gibi masadaki hesabı ödemek için yarışmıyorsak en azından eşit bölmek daha yakışık alır değil mi? Yoksa herkesin kendi içtiğini tek tek hesaplamak için adisyonun başına üşüşmesini mi tercih edersiniz? Belki daha adil ama pek şık değil. Zira beraber yiyip içtiklerimiz ne kadar bireyci ve hesapçı olursa onlarla kurduğumuz dostluk ve güven bağı da o kadar sarsılıyor aslında. Yeme-içme hiçbir zaman sadece yeme-içme değildir çünkü, bağlar yaratan bir toplu ritüeldir aynı zamanda.
Tarih
Reklam
Aşk gibi soyut bir şeyin sadece para gibi somut bir şeyle karşılanması mantıksız olurdu; bu aşkın sembolik bir jestle ifade edilmesi daha uygun. Burada ilginç olan, açgözlü kapitalizmin bu sembolik dili reklamcıların yardımıyla manipüle ederek işlevi olmayan bir taşı yüksek fiyatlara insanlara satmayı başarmış olması. Üstüne üstlük, yatırım olarak da bir değeri yok çünkü aldığınız pırlantayı ertesi gün satmak isterseniz değerinin azımsanamayacak bir kısmını kaybettiğini göreceksiniz.
Sayfa 245·Kitabı okudu
Tarih
Pırlantanın istisnai başarısının kökenini yirminci yüzyılın başlarında, dünyadaki pırlanta pazarının büyük bir kısmını elinde tutan De Beers şirketinin akıl dolu stratejisinde aramak gerek. İngiliz şirket, ilk önce rakiplerini satın alacak ve tekelleştiği anda da arzı kısıtlayacak. Yani piyasadaki pırlanta sayısını kontrol ederek bolluk nedeniyle fiyatların düşmesini engelleyecek. Arz kontrol altına alındığına göre, geriye talebi manipüle etmek kalıyordu ki işte burada da reklamcılar devreye girecek. Ondokuzuncu yüzyılda ve yirminci yüzyılın başında elmas sadece yatırım amacıyla alınmaktaydı. 1929 Buhranı ile büyük bir krize giren elmas piyasasında zor günler geçiren De Beers, insanların elmaslarını satmasını ve dolayısıyla tekel yoluyla elde ettiği kontrolü bozmasını engellemek amacıyla N. W. Ayer ile anlaşacaktı. Reklam tarihinin en zekice kampanyalarından birini yürütüp pırlantayı aşk ile özdeşleştiren Ayer, De Beers'i ihya etmeyi ve romantizmi sıkıcı bir tekdüzeliğe mahkum etmeyi başaracaktı.
Sayfa 245·Kitabı okudu
Tarih
Dizilerde telefonu duvara fırlatmanın karizmatik gösterilmesi
Karşı tarafın layıkıyla mukabele edemediği durumlarda kazanılacak itibardan daha büyüğü israf etmekte yatıyor. Zira verdiğiniz hediye karşı tarafı ne kadar ezerse ezsin, az da olsa elinize bir şey geçecek. Oysa gözünüzü kırpmadan değerli bir bakırı kırdığınızda ya da denize attığınızda; balık yağı dolu sandıkları, binlerce battaniyeyi ve hatta evlerinizi yakmakta hiç tereddüt etmediğinizde hiçbir iade beklemeden bir cömertlik şovuna girişmiş oluyorsunuz ki bundan daha büyük bir itibar kaynağı olamaz.
Sayfa 226·Kitabı okudu
Tarih
Pahalı eserlerin değeri işlevinden değil, işlevsizliğinden kaynaklanıyor aslında; hiçbir ihtiyacınızı görmeyen bir şeye para yatırarak toplumda prestij kazanıyorsunuz.
Sayfa 226·Kitabı okudu
Tarih
Reklam