İster çocuk büyütmek olsun ister dikiş nakış gibi ev için gerekli eşyaların üretimi, modernite öncesi kadının iş gücü genelde evle sınırlıydı. Haneye liderlik edecek bir erkeğin kalmaması durumunda kadınların tarlaları ve hatta dükkânları devraldıkları olurdu ancak bunlar hep geçici çözümlerdi.
Hadım olmak için gereken tıbbi prosedürün detayları, eski toplumlarda insan bedeni üzerinde nasıl kolayca radikal kararlar alınabildiğini gösteriyor. Şiddetin yaşamın doğal bir parçası olduğu; çocuk ölümlerinin, salgınların ve kıtlıkların Azrail'i kapıda hazır beklettiği yüzyıllarla, ölümün adının bile "Allah ağzından alsın" lafı ile karşılandığı günümüz arasında çok da şaşırtıcı olmayan bir mantalite farkı! Zaten birçok kişinin bu operasyona gönüllü olması, eskiden insanların güç ve para için ne kadar gözlerini karartabileceğinin en güzel kanıtı. Ayrıca Birinci Bölüm'de de belirttiğimiz gibi, on sekizinci yüzyıl öncesi devleti "öldüren" bir devletti, "yaşatan" değil; dolayısıyla insan bedeni üzerindeki bu tip aşırı tasarrufları vaka-yı adiyeden saymak gerekiyor.
Protestan Avrupa'yı kasıp kavuran cadı avının temelinde formel eğitim almış erkek hekimlerin "kocakarı" ilaçlarıyla halkı iyileştirmeye çalışan bu kadınlara karşı duyduğu kini gören Mary Daly gibi tarihçiler de var. Her ne kadar bu son teori pek kabul görmese de erkeklerin tıbbı tamamen domine etmeye başladığını görüyoruz; onsekizinci yüzyılda Fransa, İngiltere ve Almanya'da ebelerin alanına bile tecavüz etmekten çekinmeyecekler. Bazı tarihçiler erkek ebelerin ortaya çıkışını kadınları tıp alanından çıkarma isteğiyle açıklarken böyle bir stratejiyi reddeden diğerleri de modern tıbbın teknik ve aletleriyle donatılmış eğitimli doktorları yeğleyenin bizzat hamile kadınlar olduğunu söylüyor.