Alara Can

Hiç kimse kabul etmek istemese de dedikodu hayatımızın önemli bir parçası. Hemen hepimiz etrafımızda ne olup bittiğini, çevremizdeki insanların neler yaptıklarını merak ediyor; daha sonra da bunun üzerine yorum yapmak için yanıp tutuşuyoruz. Birçoğumuz dediklerimizin doğru olduğunu ve bu yüzden dedikodu kapsamına girmediğini, diğerlerimiz amacımızın insanları karalamak değil tahlil etmek olduğunu ve gene bazılarımız da arkasından konuştuğumuz kişilerin suratına da aynı görüşleri tekrarlayabileceğimizi iddia ederek ahlaki yükümlülükten kurtulmaya çalışacak ama herkesin farkında olduğu bir gerçek var: Dedikodu yapmadan duramadığımız.
Sayfa 103·Kitabı okudu
Tarih
Reklam
Çünkü sisteme karşı çıkmak daha büyük ölçekli bir direniş
İşçi sınıfına mensup isyankar lise öğrencilerinin etkili bir karşı hegemonya geliştirememesinin en önemli nedenlerinden biri kendileri ezilirken başkalarını da ezmeye çalışmaları. İsyanları, toplumsal gruplar arasındaki ilişki dengelerine değil, kendilerini içinde buldukları konuma. Kullandıkları maço ve eril dilden ve ataerkil, cinsiyetçi ve de ırkçı tavırlarından güçlünün güçsüzü ezmesiyle bir problemleri olmadığı belli; krallığı yıkmak değil, kral olmak istiyorlar kısacası. Sistemin özüne ateş etmeyen bu tip direnişlerin müttefik bulması ve alternatif bir dil yaratması pek olası değil.
Sayfa 96·Kitabı okudu
Tarih
Okula karşı gösterilen bu direnişin daha ufak yaşlardan başladığını, Amerika'da siyahi öğrencilerin daha anaokulundaki ilk aylarından itibaren geri düşmeye başlamasından anlıyoruz; siyahlar ve beyazlar arasındaki fark bir noktada dördüncü sınıf ve sekizinci sınıf öğrencileri arasındakiler kadar açılacak. Roland Fryer ve Steven Levitt' e göre bu, okulların kötülüğünden değil; ileride iş hayatında kendilerine karşı ayrımcılık gösterileceğini anlayan öğrencilerin çalışmakta bir mantık görememesinden kaynaklanıyor. Hem habitus hem de ırklarının yaratacağı komplikasyonların daha çok ufak yaştan beri farkında olan öğrencilerin işi salmasına pek de şaşmamalı. Aileleri de kendileriyle aynı fikirde olsa gerek; zira bu araştırmayı yapanlardan biri olan Fryer, üniversiteyi kazandığı zaman babasının kendisine "Ne kadar eğitim aldığın ya da ne kadar başarılı olduğun beni hiç ilgilendirmiyor, çünkü sen hep bir zenci (İng. nigger) olarak kalacaksın" dediğini yıllar sonra bile unutamamış.
Sayfa 95·Kitabı okudu
Tarih
Bu bölümde adını ana ana bitiremediğimiz Pierre Bourdieu'ye göre okulun böyle değersizleştirilmesi ve öğrencilerin bu umursamaz ve isyankar tutumu aslında kendilerine okul tarafından layık görülen geleceği bilinçsizce öngörmeleriyle alakalı. Doksan bin öğrenci üzerinde yapılan bir araştırma, Amerikan okullarında beyazlar başarılı oldukları oranda popüler olurken siyahiler ve Hispanikler için popülerlik standardının ortalama notlar almak olduğunu gösteriyor. Alternatif bir sistemin ters yüz edilmiş matematiği, dezavantajın bir tercihmiş gibi lanse edilmesini dikte etmiş olsa gerek bu öğrencilere. Böylece muhtemel bir yenilgiyi kendilerinin tercihi gibi gösterme şansları olacak. Willis'in öğrencilerinin büyük bir kısmı hakikaten de kendi rızalarıyla tesisatçılık, duvarcılık ve makine operatörlüğü gibi işlere kayacak.
Sayfa 94·Kitabı okudu
Tarih
Evet; dilbilgisi, sentaks, fonolojik, morfolojik, pragmatik ve semantik açıdan bunların beyazlardan daha farklı konuştuğu doğruydu ancak bu siyahi İngilizcesi (İng. African American English, AAE) daha az gelişmiş bir dil formu değildi. Bilakis bu değişiklik siyahi öğrenciler arasında bir kimlik meselesiydi; böyle konuşarak kendi etnik gruplarının sınırlarını çiziyorlardı. Değişik bir konuşma tarzı ile kendileri gibi olmayanları kolayca dışlamaları ve kendilerine özgü bir alt kültür yaratmaları mümkün oluyordu.
Sayfa 93·Kitabı okudu
Tarih
Reklam