Alara Can

Tarz ve kişisel zevklerle statü iddiasında bulunma ya da daha amiyane bir tabirle hava atma merakının özellikle orta sınıflarda bulunmasının esas sebebi ise bu sınıfın mensuplarının tam anlamıyla iki arada bir derede kalmış olmaları. İlk olarak, üst sınıfların aksine bunlar "zevk"i tayin edecek kültürel sermayeden yoksun; aileden gelen bir habitus eksikliğinden, yüksek kültürü erkenden içselleştirememenin verdiği bir eziklikten bahsediyoruz. İyi bir eğitimle bile giderilemeyecek bu sonradan edinmişlik hissi, bu sınıfları belirli zevkleri ön plana çıkararak kendilerini alt sınıflardan ayırmaya itiyor.
Sayfa 82·Kitabı okudu
Tarih
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Girit Meselesi hususundaki inatçılığına kızan Fransız Başbakanı Comte de Montauban, Keçecizade Fuad Paşa'ya: - Niye beyhude ısrar ediyorsunuz, hangi kuvvetinize güveniyorsunuz?Osmanlı hükümetinin ne derece zaafa düştüğünü görmüyor musunuz? der. Paşamız tereddütsüz cevabı yapıştırır: - Türkiye en kuvvetli, en dayanıklı devletlerden biridir. üç yüz senedir siz dışarıdan, biz içeriden yıkmaya çalışıyoruz, gene de bir türlü yerinden sarsamadık.
Sayfa 80·Kitabı okudu
Tarih
Gene ülkemizin iki yüzyıllık Batılılaşma serüveninin sonucunda Türkçe içinde yabancı kelimeler kullanmak da bir statü simgesi haline geldi. Aslında bu, ezelden beri ülkemizde imtiyazlı üst sınıfların kendisini alt sınıflardan ayırmak için kullandığı bir metot. Nihayetinde onaltıncı yüzyılla birlikte Osmanlıcadaki Arapça ve Farsça kelimelerin artması da rafine bir saray kültürünün ve şehirli elitlerin ortaya çıkmasıyla açıklanabilir ancak Osmanlı topraklarının İslam ekümeninin "uc"larında olduğunu ve kültür ihraç etmekten çok ithal ettiğini eklemek koşuluyla. İslam dünyasının hakim kültürel formlarını taklit eden imparatorluk elitleri için prestijin yolu hukuk, edebiyat ve ilim dilleri Arapça ve Farsçadan geçerken ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren hızlanan Batılılaşma süreci, Tanzimat ve Cumhuriyet elitlerinin Fransızca başta Batı dillerini ayrıcalık simgesi olarak görmesi sonucunu doğurmuş.
Sayfa 79·Kitabı okudu
Tarih
Uzmanlık isteyen bu sistematik dile hakim olmak da akademisyenlerin yaptığı işi daha kompleks ve özgün göstererek kendilerine büyük bir itibar sağlamakta. Ne kadar karmaşık ve anlaşılmaz yazarsan o kadar orijinal bir şeyden bahsediyormuşsun gibi durur!
Sayfa 74·Kitabı okudu
Tarih
Birden fazla dilsel pazardan söz etmek mümkün. Yukarıdaki tartışmayı takip etmek gerekirse, "makbul lehçe'" olarak ifade edebileceğimiz milli dil (bizim için İstanbul Türkçesi) kimin elit zümreye dahil olabileceğini de belirliyor aslında. Neoliberal toplumun tüm referans sistemlerini altüst ettiği seksenlerden önce bu lehçeyi konuşmak, akademi ve bürokrasi gibi prestijli kurumlara girmenin ve buralarda yükselmenin ya da başka deyişle "plaja üşüşen halk" yerine "denize giremeyen vatandaş" olmanın en önemli koşullarından biriydi. Oturmuş bir şehirli eliti olmayan ve bir göçmenler diyarı olduğunu bir türlü kendisine itiraf edemeyen Türkiye'deki dilsel pazar hiçbir zaman Fransa'daki kadar katı olmadı; bunu, üst düzey bürokratlar ve jet sosyetenin üyeleri arasında bile mükemmelden uzak bir Türkçe konuşulmasından da anlayabiliriz.
Sayfa 72·Kitabı okudu
Tarih