Eskiden bir fikir ile gerçekleştirilen seyahat şimdi daha çok bir itki ile gerçekleştiriliyor. Diziler, filmler, sosyal medya paylaşımları, arkadaş ve komşuların tavsiyeleri ve indirimli tatil paketlerinin etkisi altında çıkılan bu yolculuklar eskisine göre daha az içsel tecrübeye dönüşüyor; amaç çoğu zaman görmekten ziyade göstermek, anlamaktan ziyade anlatmak aslında.
Zaten genelde fıkir ve teknolojileri bir yerden bir yere götüren de yerleşik insanlar değil, ya tüccarlar ya da Çin'i Avrupa' ya bağlayan geniş bozkırlarda bir ileri bir geri gidip gelen ve sürekli kafalarını sokabilecekleri bir yağma koridoru arayan göçebelerdi. Bu sonuncular fırsatını bulduklarında ya da iklimsel ve ekonomik şartlar nedeniyle mecbur kaldıklarında paralı asker olarak merkezi hükümetlerin emrine girmekten ve zamanı geldiğinde de onları ele geçirmekten geri durmazlardı.
Teknolojik faktörler de cemaatlerin bireylerden daha etkili olmasında önemli bir etmendi tabii ki. Demiryolunun yaygınlaşmasından önce bir yerden bir yere gitmek tehlikeli ve meşakkatli bir işti. Herhangi bir seyahatnameyi elinize alırsanız sayfalarında yol boyunca başa musallat olan haydutlar, hastalıklar ve diğer aksilikleri daha detaylı okuyabilirsiniz.
Dini cemaatin ya da aşiret tipi yapıların üyeleri arasındaki ilişkileri düzenleyen kendi hukuk sistemleri vardı ve devlet genelde buralara burnunu sokmaya en azından ondokuzuncu yüzyıldan önce pek hevesli değildi. İnsanı optimize edip üretken ve itaatkar bir vatandaş yaratma derdine düştüğünde de en büyük sınavını bu cemaatleri aradan çıkarmak için verecekti zaten. Tebaadan vatandaşlığa giden yol dikenliydi kısaca.
Geçmişin iktisadi, tıbbi ve teknolojik faktörleri bireyin tek başına var olmasını imkansız kıldığından, atalarımız içinde bulundukları topluluklara bizden daha fazla bağlıydı.