Biz boyun eğdiğimiz ve adım adım içine sürüklendiğimiz zulmün ne kadar kötüleşebileceğini tahmin edemediğimiz için yenilmiştik. Martılar ise karşı koydukları ve uzlaşmadıkları için kazanmıştı.
Madeline Miller, İlyada destanında fedakarlığından dolayı en sevdiğim karakter olan Patroklos'un hayatını anlatıyor. Aslında yaptığı şey, İlyada'yı romanlaştırmak. Bu da İlyada'yı okumaya korkan veya benim gibi okumuş ama biraz unutmuş olanlar için hikayenin yeniden anlatılmasını sağlıyor. Oldukça akıcı bir kitap. Patroklos'un adının anlamıyla ne yazık ki zıt bir hayat yaşayışını, Agamemnon'un kibrini, Akhilleus'un dirayetini merakla okuyorsunuz. Kitapta bir eşcinsellik durumu da mevcut ama ben normalde bu tarz metinleri yadırgamama rağmen, duygusal altyapısı da doldurulduğu için, oralardan rahatsız olmadan okudum. Ayrıca yönelimi bu şekilde olan insanları anlayabildim. O açıdan farklı bir deneyimdi benim için. Çok vurucu sahneleri olan bir kitap. Kast ettiğim sadece savaş sahneleri değil, sözlü kavgalar, duygular, çekişmeler de çok sinematik şekilde anlatılıyor. Benim için harika bir yaz okumasıydı. Dilinden çok edebi beklentiniz olmadan okursanız daha çok keyif alabilirsiniz.
Gerard Wahrlich, felsefe alanında doktora yapmış ama üniversite zamanı harçlığını çıkarmak için girdiği çamaşırhanede yönetici olarak çalışan bşr adam. Belki bu detay bile anlatır bizlere, ne kadar aşağılık kompleksinde olduğunu. Ben kitabın psikolojik altyapısından çok etkilendim. Zoraki evlenmiş ya da öyle davranan bir babanın ve çok etkin olmayan bir annenin çocuğu Wahrlich. Yıllardır beraber yaşadığı kadını evliliğe taşıyamayan, mesleğini eğitimini aldığı alana taşıyamayan, hayatında hiç "bir sonraki adım" a geçemeyen bir karakter. Bu karakteri tanımalısınız çünkü hepimiz zaman zaman o seviye atlama işini yapamıyoruz. Daha doğrusu kendimize engel oluyoruz. Olaydan çok iç konuşmaların yoğunlukta olduğu bir kitap. Benim gibi çok fazla olay sevmeyen, duygu okumayı seven biriyseniz çok keyif alırsınız. Altını çizmek isteyeceğiniz çok fazla cümle çıkacaktır. Kitabın sonu ise karakterimizin aslında ihtiyaç duyduğu tek şeyin şefkat olduğunu gösteriyor bence. Herkese tavsiye ediyorum.
Kıbrıs'ın kanlı zamanlarında geçen bir çocukluk ve bu durumun yetişkinliğe yansıması... Amca ve babaanneyle büyüyen ama insanlarla nasıl ilişki kurulur, restoranda/gece kulübünde/ortamlarda nasıl davranılır öğrenememiş bir delikanlı... Sürekli tutunacak dal arayan, her seferinde dalı kırılan bir genç... Kürşat Başar, bu vurucu hikayeyi güzel bir dille anlatıyor. Bu kitap, yazarla tanışma kitabımdı. Daha önce Başucumda Müzik'i okumuş olanlar bu kitabı yetersiz buluyorlar. Benim açımdan güzel bir tanışma kitabı oldu. Kitabı beğenmiş olmama rağmen en büyük eleştirim, bir olayı anlatıp sonra üzerinden sayfalarca duygu-düşüncesini, geçmişiyle ya da başka insanlarla ilişkilendirmesini okuyor olmamız. O açıdan en heyecanlı yerinde reklama giren dizi hissi veriyor ve bazen hikayeden kopmaya neden oluyor. Evet, olaylarla ilgili görüşünü bir yere kadar merak ediyorsunuz ama bir yerden sonra bu tutum sıkabiliyor. Öyle yapmasaydı muhteşem bir kitap olabilirdi ama bu haliyle de iyi bir kitap.