Martin Eden’i okurken hem onun yalnızlığına hem de insanların ona yaptığı haksızlıklara üzülmemek elde değil. Hayatının en zor dönemlerinde insanların ona sırt çevirmesi, en parlak dönemindeyse çıkar uğruna yakınlaşmaları, onun için tam bir hayal kırıklığı oluyor. Martin’in bütün çabalarının sonunda beklediği sevgiyi ve anlayışı bulamaması, onun trajedisini daha da derinleştiriyor.
Aslında Martin’in hikayesi, toplumun başarı ve mutluluk arasında kurduğu sahte bağlantıyı sorgulatıyor. Tüm bunları elde ettiğinde bile yalnızlık ve anlamsızlık hissinin peşini bırakmaması gerçekten çok acı. Onun, kendini olduğu gibi kabul etmeyen bir dünyada yavaş yavaş tükenişini görmek insanın kalbine dokunuyor.
Martin'in hikayesi bize, başarı ya da statü peşinde koşarken insanın gerçek değerini belirleyen şeyin toplumun görüşlerinden çok, kendi içsel tatmini ve samimi ilişkiler olduğunu hatırlatıyor. Martin'in trajedisi, bu dengeyi bulamayışında saklı.