“Kitaplarda alabildiğine güzel bulduğu mutluluk, tutku, sarhoşluk, sözcükleri yaşamda tam olarak hangi anlama gelirdi, şimdi bunu anlamaya çalışıyordu.”
“Dünyada ne kadar güzel şey görsem, elbette, senin bir yerine benzetirim. Sonra gördüğüm şeyin her tarafında bir kusur bulurum. O da gözümden düşer, yine yalnız sen kalırsın.”
“Bir insanı sevmek, bir eve taşınmak gibidir,” derdi Sonja. “İlk başta ondaki bütün o yeniliklere âşık olursun, her sabah tüm bunların sana ait olduğuna hayret eder, her an birinin içeri dalıp korkunç bir hata yapıldığını, aslında senin böyle harika bir yerde yaşamaman gerektiğini söyleyeceğinden korkarsın. Sonra yıllar geçer, duvarlar yıpranır, ahşabın orası burası aşınır ve sen o evi kusursuz olduğu için değil, bilakis kusurları için sevmeye başlarsın. Her köşesini öğrenmişsindir artık. Soğukta kilide sıkışmaması için anahtarı nasıl tutman gerektiğini, hangi tahtanın üstüne basıldığında hafifçe esnediğini ya da gardırop kapılarını gıcırdatmadan açıp kapamayı öğrenmişsindir. Orayı senin evin yapan tam da bu küçük sırlardır.”