Insan kimleri nasıl severdi? Her sevgiliyi biraz zaman geçtikten sonra tek bir kalıba döken aşk meşk dünyamızı lime lime edecek tek soru buydu. Onu nasıl seviyordum, ne gibi sevmiştim onları? Televizyon açık unutulup ıssız uykuları dalınmış hüzünlü bir otel odası gibi seviyordum onu.. Onu severken ben haylaz bir çocuk gibiydim, onu arka bahçemizdeki Dut Ağacı gibi seviyordum. Evet evet ben öyle seviyordum, önce bir dilenci sonra bir kapkaççı gibi.. Onu mu, onu bazen gözyaşıma bazen öfkeme ekmek banar gibi seviyordum.. Mühürdar'da bir sokağın denize çıkan köşesi gibi seviyordum onu.
Küçücük bir çocukken daha, boynuma dayanan sustalının keskin soğuğunu özler gibi ve "Gülgün'ü bir daha arayıp sorma, tamam mı" diyen sese karşı içimde uyanan isyan hissiyle seviyordum onu..
______________
Metazori kabullenmemizi bekledikleri korkunç bir tanım var:
" Yalnızlık asosyalliktir, asosyallik kötüdür."
Niyeymiş?
Yalnızlığı asosyalliğe, asosyaliğiyse bir zafaa denk tutan bu ezber, Birçok insana şizofrenik çelişkiler yaşattı. Hiç lüzumu yokken, yalnızlığın keyifli saatlerini kaçırdık. Saçma sapan barlara dolaştık, üstümüze üstümüze gelen kalabalıklara karıştık. Yalnızlık ne çok kötülendi. Bu ana akım önyargeri var gücümle reddediyorum ve yalnızlığı övmek istiyorum. Çünkü görüyorum ki zorlama bir çabayla mekanları, sokakları, hatta sosyal medyayı tıka basa işgal eden dev bir insan kalabalığı, kalabalığa karıştıkça kimliksizleşip hırçınlaşıyor.
Daha doğrusu, kalabalıklarda üstlerine uymayan her türlü kimliğe bürünüp kendi özlerini yitirenler, bir süre sonra anonim karakterlere dönüşüyorlar: her biri birbirine ne çok benziyor. Başkalarının ilgisi veya ilgisizliği üzerinden kendilerine yetemez bir noktaya vardıklarında ise sonuç: "varoluşsal boşluk" duygusu ile gelen depresyonların