Şimdi düşünüyorum da, Gülleyla, bu çevreye uyma ve aşırı Batılalaşmanın bizim ailemize neler kaybettirdiğini hesaplamaya çalışıyorum. Biz Türkler uyma, benimseme yetisini fazla ileri götüren bir ulusuz gibime geliyor. Başka toplumların daha üstün saydığımız uygarlığı karşısında kendi değerlerimizi unutur, Almanya'da Alman, Fransa'da Fransız oluruz da özbenliğimizi yitiririz bir bakıma. Benimsediğimiz ya da benimsemeye çalıştığımız yabancı çevrelerin içinde bir özenti yaşamı süreriz. Kendi kendimize yabancılaşırız. Giderek törelerimizi, dilimizi bile unuturuz.
Zaman, başarı ve başarısızlık arasındaki boşluğu büyütür. Zamanı neyle beslerseniz zaman onu katlar. İyi alışkanlıklar zamanı müttefikinize dönüştürür. Kötü alışkanlıklar ise düşmana.
Batılı çocuklara yılda bir sunulan bu mutluluk, koca bir kültürün özünü oluşturan bir öğesidir. Bir din görüşüne bağlı olsun olmasın çocuğu şaşırtıcı bir yücelik havası içinde sevdirmek, ona iyinin, güzelin bilincini aşılamak demekti, ona sağtöreyi dersler, kurallara değil, canlı gerçeğin kendisi ile benimsetmekti. Hiçbir eğitim bundan daha etkili olamazdı.