Alonso Quijano

Alonso Quijano
@AlonsoQuijano
Eritus sicut Deus, scientes bonum et malum. (Genesis 3:5)
Doktor çağırmak adetti. Hastalar iyileşsin, iyileşmesin doktor çağırılmalıydı. Ne hayat, ne de ölüm adını verdiğimiz kardeşi, doktorsuz olurdu. Hele ölüm... Yaşadığımız dünyada başında doktor olmadan ölmek adeta ayıptı. Bu ancak muharebe meydanlarında, insanlar toptan, binlerce, on binlerce öldükleri zaman olabilirdi. Çünkü ölüm aslında pahalı bir şeydi. Fakat bazen ucuzlar, herkesin olurdu. O zaman ne doktora, ne eczacıya, ne ilaca, ne de herhangi bir şefkate ihtiyaç olmadan insanlar birbirlerine sokularak, birbirlerini kucaklayarak, birbirlerinin içine geçerek, birbirleriyle en husus! taraflarını paylaşarak ölürlerdi. Fakat evinde, yatağında, kendine mahsus ölümle ölmek, bu muayyen kaideleri olan bir şeydi. Hafız, papaz, doktor, Kur'an sesi, eczacı havanı, gözyaşı, takdis edilmiş su, çan sesi... Ancak bunlarla ölüm tamamlanabilirdi. Bu insan kafasının tabiatın nizamına eklediği bir şeydi. İnsanların arasında bu iş böyle olurdu. Vakıa tabiat bundan habersizdi. Bu ilavenin varlığını bile bilmezdi. Tabiatın ölümü başka idi. O kozmik zamanı kendi içinde duymak, onun dağıtıcı pervanesi uzviyetinde ve ruhunda döndükçe, evvela hatıraları ve hafızayı, sonra duyumları ve duyuları perde perde kaybetmek, sonsuz boşlukta bu pervanenin hızına göre birbirinden uzaklaşan bir yığın zerreye dağılmak, işte tabiattaki ölüm.
Sayfa 358 - DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: MÜMTAZ·Kitabı okudu
Edebiyat & Roman
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Küçük bir sessizlik oldu. O zamana kadar duymadığı cinsten bir sessizlik. Buna sessizlik de denemezdi. Çünkü masa saati alabildiğine işliyordu. Sanki her şey onun emrine verilmişti. Gittikçe artan bir süratle başka bir zamanı, insanın dışında denebilecek bir zamanla, insan ömrünün zamanı arasında bir zamanı, yolun yarısına gelmiş bir oluşun, biraz sonra tek bir sıçrayışta kendisini tamamlayacak korkunç bir istihalenin zamanını sayıyordu. Bu mücerret hareketin değilse bile insandan boşalmağa çalışan, ölüme doğru giden bir değişmenin zamanı idi.
Sayfa 356 - DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: MÜMTAZ·Kitabı okudu
Edebiyat & Roman
Bu bir saltanattı. Orada yatan, elleriyle otuz altı derecenin tabii ikliminde hiç yapmadığı hareketleri yapan, bulunduğu yükseklikte göğsünü biteviye indirip kaldırıp ciğerlerini serinletecek hava arayan, gerilmiş, yıllardır lülesinden su akmamış kır çeşmelerinin önündeki, o bir parça suya, serinliğe hasret topraklar gibi çatlamış dudaklarıyla, aydınlığı kusan gözleriyle, içinden ufalan yüzü ile, "Ben artık eskisi gibi değilim." diye avaz avaz ilan eden bu hastanın uzviyetinde bu saltanat dokuz günde kurulmuştu. Dokuz gün içinde eskisi olmaktan, herkese benzemekten çıkmış, hayatın kenarına çekilmiş, orada, yalnız dikkat edilirse şaşırtıcı olan bir değişme içinde yavaş ve emin bir şekilde onu kurmuştu.
Sayfa 355 - DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: MÜMTAZ·Kitabı okudu
Edebiyat & Roman
İsmet Paşam sağolsun.
- Sonra bu düşünceleri de bırakın. Kim bilir belki hiç harp olmaz! Belki de biz girmeyiz. Biz çok kan kaybetmiş milletiz, epeyce ders aldık. Hadiseler imkan verir, belki hiç girmeyiz.
Sayfa 353 - DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: MÜMTAZ·Kitabı okudu
Edebiyat & Roman
"Huzuru Nuran'da değil, içimde aramalıyım. Bu da ancak feragatle olur."
Sayfa 353 - DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: MÜMTAZ·Kitabı okudu
Edebiyat & Roman