Alonso Quijano

Alonso Quijano
@AlonsoQuijano
Eritus sicut Deus, scientes bonum et malum. (Genesis 3:5)
Birdenbire içinde garip, tahammül edilmeyecek kadar büyük bir hiddet kabardı. "Neden böyle oldu; niçin herkes bana böyle yükleniyor? Huzurdan bahsediyordu. Peki benim huzurum nerede kaldı? Ben yok muydum? Bu kadar yalnız ne yapacağım?" Hemen hemen genç kadının kelimeleriyle konuşmuştu. "Huzur, iç rahatı..."
Sayfa 353 - DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: MÜMTAZ·Kitabı okudu
Edebiyat & Roman
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
- Tabii çok ayrılık var. O zaman insanlık bir tek fabrikadan çıkmış gibiydi. Ne kadar çok şeye hürmet ediyorduk. Sonra o asırlık diplomasi, onun nezaketleri, itiyatları... Halbuki şimdi. Mahalleye deli taşınmış gibi bir şey. Avrupa kalmadı. Avrupa'nın yarısı, halkı kışkırtmakla, kinler, yeni masallar icadıyla tutunan sergüzeştçiler elinde. Konuştukça deminki sabit fikirlerden, hayallerden kurtulduğunu sanıyordu. - Biliyor musunuz ben ne vakit vaziyetten ümit kestim? Rus-Alman ademitecavüz paktı imzalandığı gün. - Ama, solcular pek beğeniyor. Bir dinlesen! Hepsi şimdi Hitler'i övüyorlar. Sanki Rayiştag yangını mahkemesi olmamış gibi. Nuri'nin yüzü hiddetten sapsarıydı. - Sanki o kadar cinayet yapılmamış gibi. - Tabii överler. Fakat iş'ar-ı ahire kadar. Anlıyorsunuz ya, kıymet hükümlerini insan bir kere kaybetmesin! Onun için, harbi sevmemekle beraber harpten korkmuyorum ve bekliyorum.
Sayfa 352 - DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: MÜMTAZ·Kitabı okudu
Edebiyat & Roman
Mümtaz onun düşüncesini tamamladı: - Harbi müdafaa etmiyorum. Neye böyle düşünüyorsun? Bir kere insanlık galip veya mağlup, diye ikiye ayrılacak mı... Bu kadarı kafi. Kıymet hükümleri, hatta uğrunda dövüştüklerimizi iflas ettirmek için bu ayrılık yeter. Elbette her buhranın arkasından iyi, çok iyi şeyler geleceğini beklemek hatadır. Fakat ne yapabilirsin İşte burada beş kişiyiz. Beş arkadaş. Tek başımıza düşündüğümüz zaman kendimizi bir yığın kuvvete sahip bulabiliriz. Fakat herhangi bir hadise karşısında...
Sayfa 351 - DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: MÜMTAZ·Kitabı okudu
Edebiyat & Roman
- Ne garip! Halka sızlanmak ve şikayet etmek yakışıyor ve hatta affediliyor, dedi. Geçen harbin türkülerine bakın! Ne muazzam şeylerdir, onlar! Daha eskileri de öyle. Mesela Kırım için çıkan türkü gibi. Fakat münevverde hoş görülmüyor. Demek ki onun sızlanma hakkı yok! Demek ki mesulüz.
Sayfa 351 - DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: MÜMTAZ·Kitabı okudu
Edebiyat & Roman
- Evet, asıl fenası, diyordu? - Şu, emniyetsizlik. Hayat bir türlü yoluna giremiyor. Ve giremiyecek de. Biz geçen harpten evvelki zamanı tanımadık. Çocuktuk. Fakat insan kitapta okuyunca şaşırıyor. O ne emniyet ve istikrardı. Para, iş, düşünme şekli, cemiyet içindeki mücadeleler, hepsi, evvelden döşenmiş yollarda yürür gibiydi. Halbuki şimdi, her şey alt üst. Hudutlar bile bir gün, bir saat içinde değişiyor. Hadiseler ve asabımız bir anda sıfırdan yüze yükselebiliyor. Evet, belki bir çare bulurlar. Fakat işleri halletmez. Çünkü emniyetsizlik, korku, politika adamlarını şaşırttı. Verilmiş bir yığın söz, iflas eden ümitler, sinirleri bozdu. Orhan aynı dalgınlıkla: - Evet, bu harp çıkarsa, artık geçen harp gibi kazaen çıkmayacak! - Geçen harp de kazaen çıkmadı. Hatta Poincare istediği için çıktı , diyenler bile var! Fakat ne olsa, yine bütün dünyayı gafil avlamıştı. Herkes birbirinden korkuyor, herkes birbirine karşı az çok silahlanıyordu. Fakat halk, böyle bir şeye imkan vermiyordu. "Olamaz... diyorlardı. Bu medeniyet asrında bu kadar toptan ölüme karar verilemez." Fakat şimdi... dünya bir iç harbinde. Fikirler birbiriyle kavga ediyor. Fikirler sokağa düştü. - Ama, o küçük bir zümre, değil mi? - Değil! Çünkü bu her an devam eden buhranlar, öbürlerini, daha sakinlerini, sadece hayatlarını yaşamak isteyenleri de bıktırdı. Onun için harp muhakkak gibi. Orhan, deminden beri, yeni açtığı kimya laboratuvarının kapısına el kadar bir kilit asmakla meşguldü. Onu bitirdikten sonra: - Bir küçük liman için değer mi? - Elbette değmez... Fakat bir liman meselesi değil ki... Arkasından ne geleceği belli değil! Sonra, orta yerde, hakikaten bir Nazi meselesi, bir tagallüp, bir tasallut var! Bu herif insanlığa musallat. - Mümtaz, hakikaten insanlığa inanmıyor musun? Mümtaz, Orhan'a
Sayfa 349 - DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: MÜMTAZ·Kitabı okudu
Edebiyat & Roman