İÇİMİZDEKİ ŞEYTAN
İçimizdeki Şeytan kitabının yorumuyla sizlerleyim. Sabahattin Ali'nin ikinci büyük romanıdır. İlk defa 1940 yılında okuyucularla buluşmuştur. Sabahattin Ali, İçimizdeki Şeytan kitabında, toplumsal gündemin kişilikleri üzerindeki baskısı ve güçsüz insanın "kapana kısılmışlığını" gösteriyor. Aydın geçinenlerin karanlığa, "insanın içindeki Şeytan'a" keskin bir bakışı anlatıyor. Harika kurgusuyla dönemin aydın kesiminin hayatı, yaşayışı, zevkleri ve ihtirasları anlatılmaktadır.
İçimizdeki Şeytan kitabından bahsedecek olursam; Anadolu'nun ücra bir köşesinde yaşayan Macide'nin müziğe olan yeteneği, yaşlı musiki muallimi Necati bey tarafından keşfedilir ve Macide ders almaya başlar. Piyano öğrenmeye başlayan Macide'nin musiki eğitimi, yaşlı muallimin başka memlekete nakledilmesiyle, genç muallim Bedri tarafından devam ettirilir. Mektep müdürü genç kızla Bedri'nin münasebetinden hoşnut olmaz. Bedri'nin postalamak üzere Macide'ye verdiği mektubu Macide'nin elinden alıp bir erkek talebeye verir. Küplere binen Bedri, Müdür'le konuşmasından sonuç alamaz. Tatil için İstanbul'a giden Bedri bir daha geri dönmeyecektir.
Günün birinde İstanbul'dan Balıkesir'e akrabalarını görmeye gelen Emine teyze, Macide'nin hayatına bambaşka bir istikamet verir: Müziğe eğilimli bu kızı alır İstanbul a götürür. Ömer ilk gördüğü anda Macide'ye aşık olur. Ömer'in bir türlü Macide'nin yüzünü hayalinde canlandıramayışı ona olan aşkının delilidir. Biliyoruz ki, aşık olan kişi aşık olduğunun yüzünü bir türlü gözünün önüne getiremez. Ve aşk böyledir işte... Kesinlikle okunmanızı tavsiye ederim dostlarım. Kitapla kalın dostlar
#kitaptanalıntılar
"Hayat beni sıkıyor..." dedi. "Her şey beni sıkıyor. Mektep, profesörler, dersler, arkadaşlar... Hele kızlar... Hepsi beni sıkıyor. Hem de