Özgürlüğün belirsiz bir vaat olmaktan çıkıp bir tasavvur haline gelmediği toplumların muhafazakârlaşması kendi içine kapanması kaçınılmazdır. Son yıllarda görülen ve görünmeyen bütün yanları ile batağında debelendiğimiz muhafazakârlığı anlamak için daha fazla sosyoloji, daha fazla psikoloji bilmeye gereksinimimiz var.
Dante'nin İlahi Komedya'sının kullandığı simgeler düzeninde, cehennem tam Kudüs'ün altındadır. Bu yüzden Kudüs hep cehennem gibi kaynayacak, durulmayacaktır.
Ölüm bizzat oradaydı. Söz konusu olan yalnızlıktı; onunla hayatı tıpkı bir bıçakla olduğu gibi tehdit etmişti, şimdi ise o bıçak dönüp onun bağırsaklarını deliyordu. Kimse yoktu, umut da yoktu. Tedavisi olmayan bir tecrit.
Gerçeği sevdim... Gerçek nerede... Her tarafta iki yüzlülük, hiç olmazsa şarlatanlık; en erdemlilerde, en büyüklerde bile böyle...
Hayır, insan insana güvenemez.
"- Bizim İstiklal Marşında aksayan bir taraf var,
bilmem, nasıl anlatsam.
Âkif, inanmış adam.
Fakat onun ben
inandıklarının hepsine inanmıyorum.
Beni burda tutan şey
şehit olmak vecdi mi?
Sanmıyorum.
Mesela bakın :
'Gelecektir sana vaadettiği günler Hakkın.'
Hayır.
Gelecek günler için
gökten âyet inmedi bize.
Onu biz kendimiz
vaadettik kendimize.
Bir şarkı istiyorum
zaferden sonrasına dair...
'Kim bilir belki yarın...'"